Soluklanmak lazım…

Ruhumun ilacı üfledi yine. Dünyanın en önemli mucizesi nedir? Tam da cevabı ararken, nefes almak dedi. Sadece almak değildi mucize. Elbette nefes vermek de bir mucizeydi.

 

Düşündüm. Nefes mi? Niye ki? Nefes alamadığım anlar oldu mu? Ya da aldığım nefesten sonsuz haz aldığım anlar? Her nefeste kainatın son halini içine aldığını ve her nefeste kainata son halini verdiğini fark eder mi ki insan?

 

O kadar gündelik uğraşlar içinde, bir endişeden diğerine savrulurken, aldığı nefesin ne kıymetini biliyor ne de aldığı nefesten her defasında haz alabiliyor. Nefes’in mekanik bir alma-vermenin ötesinde bir şey olduğu maalesef gözde yitip gidiyor. Belki de evrensel enerjiyle kurmaya çalıştığımız, sonsuz defa deneyip meditasyonlarla başarmaya çalıştığımız o bağ, kendisi saf enerji olan nefes ile zaten gerçekleşmiş durumda.

 

Eğer gerçekten öyleyse, anlatıldığı gibiyse serüvenimiz bir nefesle, üflemeyle başlıyor. Nefes, Yaratan’ın insana bahşettiği bir erke dönengeci. Mu kıtası yaşayanları, Honnecourt, Leonardo da Vinci, Schiviers, Dennis ve daha niceleri kendi ürettiği enerjiyle çalışan dönengeçleri icat ettiklerini düşünürken nefesin döngüsel enerjisinden eminim ilham almışlardır.

 

Hayatın enerjisi nefes. Nefesi kötü olan insanın kendisi iyi olabilir mi?  Bir nefesten sonsuz enerji girebiliyor da çıkabiliyor da. Susuz belli bir süre, yemeksiz belli bir süre hayatta kalabiliyoruz. Ama nefessiz asla. O nedenle nefes eşittir yaşam. Alamadığınız nefes sizi bambaşka bir yere götürür. Tuttuğunuz nefes yaşamınızı değiştirebilir. Nefessiz kalarak uykudan uyandığınız her gece size maliyetler yükler. Ve nefesin üçleme kuralının tek köprüsü olduğunu düşünmek çok da  yersiz gelmiyor. Zihin-beden ve ruh arasındaki köprüyü bu yaşam enerjisi sağlıyor.

 

Nefes alın, gerçekten. Sadece nefes alın. Ama fark ederek.

 

Nefesten haberdar olamayan ruh yol alamaz, yaşayamaz. Nefesiniz yettiği sürece sözlerinizi tutabilirsiniz. Süremiz nefes sayımıza bağlanmış. Nefes olduğu sürece yardım edebilirsiniz. Nefes olduğu sürece görebilirsiniz. Nefesle tadabilirsiniz. Nefesle öğrenebilirsiniz. Nefesle fark edersiniz. Nefesle seversiniz.

 

Yaşanmadan kaybolan anın şifasıdır nefes. O nedenle atman, ruvan, can farklı coğrafyalar ama hep nefes.  Tanü, anü, vyana, manah, ruvan yani fiziksel beden, canlandırıcı güç, yaşam nefes, zihin ve can. Nirvananın kökü esmek, üflemek nefes vermek. Çok tanrılı dinlerde Rüzgar ve Fırtına tanrıları hep güçlü. İnsanın, göğün, yerin Tanrı’nın soluğuyla yaratıldığı inancı çok yaygın. Manevi beslenmenin iştahını kaybetmemenin hepsi farkında.

 

Bedenin salgıları, döngüleri vardır. Örneğin, karaciğerin safra. Beynin ise hormonları. Ruhun salgısı ise nefestir. Bir nefesle binlerce ruha erişilir. Kalp akla, akıl ise ruha esirdir. O zaman her şeyin başı da sonu da nefestir. Ruh da hastalanır. Tek defalık tedavi hiçbir ruhu iyileştiremez. İstikrarlı tedavi, nefes ruhun ilacıdır. Çünkü, nefes kendi kaynağının bilincini taşır. O nedenle sadece bedeninizin nefes alması değil, ruhunuzu solumasını sağlamalısınız.

 

Yaşam enerjisiyle doğar insan. Ama. Mışıl mışıl uyurken, çocukken, büyüyünce neden kabusa döner hayat? Hiçbir şeyi umursamadan oynar dururken, çocukken, neden büyükler alınganlıktan kırılır? Koşulsuz, karşılıksız sevmeyi öğrenmişken, çocukken, neden büyükler önyargılarına esir olur? Neden sevgi çocukken, nefrete geçer büyüyünce insan?

 

Nefret insanlık suçu ve vücudun zehridir. Endişe ise anlamsızca harcanan mental enerji.  Nefret her türlü zarar verici davranışın zeminini hazırlar. Zarar elbette ki tek taraflı değildir. Nefret ederek en çok insan kendine zarar verir. Nefrette nefes almaz insan. Tutar. Sımsıkı. İçindeki nefes zehre döner.

 

Neden nefret eder insan bir diğerinden? Hele bir de birlikte geçmişi olan birinden. Oysa dünya o kadar büyüktür ki.

 

Nefretin nedenleri sayısız. İçerde bir yerde eksik kalan sevgi, ekilen önyargılar, en önemli şüpheli ise nefes alamamak.  Nefret sevgisiz büyümenin, sevgi yoksunluğunun, kıskançlığın doğal sonucu gibi geliyor ilk bakışta. Neden birbirinden bu kadar nefret eder bir toplum? Sevginin zıddı nefret deniyor. Tam olarak katılmasam da bazen hak veriyorum.  Sebebi sanırım nefessizlikte duyguların birbirinin yerine geçmesi. Duygular da birbirini taklit edebiliyor. İçerik bakımından değil ama yoğunluk bakımından. Yani aşırı ise sevgi, nefret kendini aşırılıkla taklit edebiliyor… O zaman tek nefeslik sevgi ile ilgilim bir sorun var. Sevginin bir yerleri boş olmalı ki oraya başka bir şey dolabilsin. Karşılık beklemeden veremediği sürece sevenin gerçekte daimi bir hoşnutsuzluğu olacaktır o zaman.

 

Bebeğin aldığı ilk nefes. Gözler kapalı da olsa bir noktada yoğunlaşır. Perde inmiş olsa da geldiği yeri görmektedir. İlk nefes’in yakıcı olmasının bir nedeni olsa gerek. Kopmaya isyan. Son nefeste ise perde kalkmıştır. Bu sefer, gideceği yeri görmektedir. Gözler o nedenle bir yere odaklanır. Ruh verilen son nefese biner ve gider. Gözler ruhu takip eder. Kapatmakta size düşer.

 

Yazar: berraligezgin

Tutkulu bir öğrenci...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s