EGO? ego? EGO?

Ruhumun ilacı üfledi yeniden, “karşındakine yükleme” dedi birden. Ne demek istedi diye düşünürken fark ettim, şükrettim, içten.

Kafamızda sürekli bir ses, aralıksız olarak bize bir şeyler söylüyor. Çoğu zaman davranışlarımız, ki bu biz, bu sesin merhametine kalmış, yani zihnimiz bu sesin ve seslerin tutsağı. Bu sesin ne olduğunu biliyoruz. Peki zihninizi tutsak eden bu sesin, düşüncenin bir canı olduğunu varsayabilir miyiz?

Bu ses egoya ait ve egonun kendine ait bir canı var!

Egonun canı var demek, yaşayabilmesi için beslenmeye ihtiyacı var demek. Ego bizden beslenir, yer ve tüketir. Canlı olması bir yana bence en tehlikeli özelliği var olanla yetinmemesi ve sürekli daha fazlasını istemesi. Ego, kapitalist düzenin yaratmaya çalıştığı sürekli tüketen tüketici modelinin en ulaşılmak istenilen halidir.

Ego sürekli tüketir. Canlı kalabilmesi için gereken tek yakıt daha fazlasını istemektir. Güzellik yetmez, daha güzel olunmalıdır. Güç yetmez, daha güçlü olunmalıdır. Makam yetmez, daha fazla söz sahibi olunmalıdır. Beğenilmek yetmez, daha fazla beğenilmelidir. Önemsenmek yetmez, daha fazla önemsenmelidir. Sevilmek yetmez, daha fazla sevilmelidir. Para yetmez, daha fazla parası olmalıdır.

Ego acayip bir canlıdır. Dikiz aynalarını söker insanın. İnsan şimdiye bakamaz daha fazla ileriden, gelecekten istemek varken. Oysaki, istenen ve sahip olunan bu “daha fazlalar” hep geçicidir, er geç kaybolacaktır.

Biz esirler “ben” derken “ben” diyen aslında egomuzdur, o biz değildir. Ego ilişkilerde stratejisini zafer kazanmak üzerine kurar. Haklı çıkmak için küfreder, aşağılar, etiketler yapıştırır. Egonun diğer stratejisi ise bize kendi kendimize kızgın, kırgın, incinmiş, haksızlığa uğramış, aşağılanmış hissettirmektir. O zaman ego kurmaya çalıştığı düzeneğin iki sağlam temelini atmış olur. “Bana haksızlık yapıyorlar”.

Ego tam bir sihirbazdır. Hata gerçekte var olmadığı halde, ego illüzyonizmi devreye sokar. Gerçekte var olmayan hataları oluşturur ve bize sürekli kırgınlıklar yaşatır. Sürekli kırgınlıkla, mutsuzlukla akan bir ruhun ulaşacağı tek liman vardır. O da kin. Kin limanında küçük bir gezinti bile hayatın büyük bir bölümünü kirletmeye yeter. Kin öyle bir limandır ki bize bugünü yaşatmaz, hep geçmişte tutar. Nefret, ancak geçmişte kalarak beslenir. Nefret bugün yaşayamaz, dünden gelir. Kin haksız durumlarda dahi bize hayali üstünlük sağlamak için gerekli zemini hazırlar. Kin egonun kuzenidir ve egonun çektiği en büyük açlık olan üstünlük duygusunu sürekli besler.

İşte bu anda fırtınalar kopabilir. Karşımıza çıkan kişinin bizden daha fazla bildiğini, daha fazla şeye sahip olduğunu veya yapabildiğini düşününce, egomuz kendisini tehdit edilmiş hisseder. Vay o karşımıza çıkan kişiye o zaman! O kişiyi alt etmek için esir alınmış zihin neler düşünür. Düşünmekle kalmaz, söyler ve yapar. “Benden daha üstün olamaz” diyerek yıpratıcı bir savaş oluşur. Karşımıza çıkan kişinin belki de hiç günahı yoktur. Mutsuzluğumuzu, sahip olamadıklarımızı hatırlatmaktan başka.

Ne geçmişte, ne gelecekte ancak şimdi de var olabilirsini anlamamızı engeller ego.

Ego bir canlıdır. Onunda korkuları vardır. En büyük korkusu zayıflamaktır. Egonun bu korkusu ihtiyaçlarından daha büyüktür. Zayıflamamak için, kendinin sürekli haklı olduğunun hatırlatılmasına ihtiyaç duyar. Etrafında bu nedenle “kral çıplak diyemeyen” insanlardan oluşan bir dünya oluşturur. Günümüz Türkçesinde yalakalardan. Kral çıplak diyenler kovulur, uzak tutulur. Sürekli en iyi, en güçlü, en akıllı, en kurnaz olduğunu hatırlatacak olan insanlar arar durur. Pohpohlanmayı sevmesi bu zayıflama korkusundandır.

Bu çevrenin de karşılıklı ilişkiden egosu beslenir. Sürekli diğerinin üzücü hikayesini dinleyerek beslenir. Örneğin, çok zor çocukluk geçirdim, yemek bulmakta zorluk çekiyorduk, şöyle çetin şartlarda okudum, beş param yoktu, mağdur edildik cümlelerini “bak ya, ben daha iyi koşullarda büyümüşüm, demek ki ben daha iyiymişim” olarak duyar ve beslenir.

Egosuna esir olanların illa da karşılarında bir yalaka halkası yaratmasına gerek bile yoktur. Dinleyecek kimse olmadığında devamlı üzücü hikayesini kendine anlatır. Kendi anlatıp, kendi dinledikçe daha çok inanır. Anlat-dinle-iste rolüne o kadar kaptırır ki bu rolün hayatın bütün aşamasında iş yapacağına inanır. İlişkilerindeki içtenlikte kendini bu role teslim ederek kaybolur gider.

Ne zaman “gerçek bir şey yaşayayım artık” diyorsak, işte orada bir şans doğuyor. Gerçeği yaşamak için rol yapmayalım yeter. Başkası olmaya değil, kendimiz olmaya çalıştığımızda ego ilk darbesini yiyecektir. Özel biri değil sadece ben olmaya alıştığımız durumda daha da güç kaybeder. Kendi salaklığımıza güldüğümüzde ve bir de bunu anlatabildiğimizde, geri çekilme dönemi başlar. Başkalarının bizi nasıl gördüğünü önemsemediğimizde ise ilk devre 5-0 biter.

Başkalarının tanımlayarak bizi sınırladığının farkına er geç varacağız. Özgürlük oradan sonra başlıyor. Kimseden üstün ya da alçak değilim ki. Kıyaslama neden?

Ego özgüveni yüceltmeye çalışırken tevazuu kaybeder. Tevazu özgüvene zıt değildir, aslında tektir.

Ego bütün bu rolleri, çabaları acı çekmemek için yapar. Oysaki hikayenin aslı başkadır. Ego acı çekmek ister. Acıyı acı olarak görmez, bir durumda verilecek en doğru tepki olarak görür. İnsanların “vah vah bak neler yaptı karşılığında olan biteni hak etmedi, yani bizimkisi kurban canım, haksızlığa uğradı” ifadeleri egoya kendini çok ama çok özel hissettirir. Bunu duymak için kıvranır, yalan dolana bile başvurabilir. Böylece daha da şişen ego diğerlerinin hayatını karartmaya, şiddet uygulamaya, diğerlerinin haksız olduğunu ispatlamak için hukuk tanımaz, ilkel yöntemlere başvurmaya iter insanı. Acıyla beslenir.

Ama tekrar hatırlatayım. Bunların hepsi geçer gider. Ego bugünü unutturur. Böyle yaparsa belki gelecekte bir gün huzurlu olabileceğini fısıldar kulağımıza sürekli. Şunu yenersen, bunu atarsan, şundan kurtulursan, buna sahip olursan, şunu yersen, herkesin sana iyisin dediği gün huzurlu olacaksın. Yani sana kötü görünen her şeyi yok etmelisin.

Bazen inanamazsınız bu kadar farklı insanı bir araya getiren ortak yön nedir diye. Aslında aşık olduklarını düşünen insanların bile bazen göz ardı ettikleri bir neden bu insanları bir araya getirmektedir. O da acı beden. İnsanlar acı bedenleriyle birbirlerine çekilirler, tamamlarlar. Bu insanlar gülümseyebilir diğerlerinin yanında. Mutlu zannedersin. Ancak altında yatan mutsuzluğu görebilirsin, eğer görmek istersen. Kendi hariç diğerlerini suçlamak için bir şeyler bulmayı, mutsuzluk saçmayı bekler, durur. Acı beden mutsuzlukla beslenir, mutlu insanlar bu nedenle çekilmez düşman olarak görülür.

Başkalarına tepki verdiğimiz şey gerçekte bizde vardır. Bunu anladığımızda kendimizi fark etmeye başlarız. Yani birine “ne kadar salak” dediğimizde, salaklık bizde de vardır. Birine ne kadar bencil dediğimizde, bencillik bizde de vardır. Ya da gaddar dediğinizde, asıl gaddarlık bizdedir. Yargıladığımız her durumda ego devrededir.

Kendi egomuzun farkına varmak, kim olduğumuzu değil kim olmadığımızı anlamanın ilk adımıdır. Ama en önemli adımı. Unutmayalım, ego zamanda yaşamayı sever. O nedenle şimdiyi, şu anı dostumuz yaptığımızda egomuz, zamana bağlı korku, endişe, pişmanlık, öfke söner gider.

Her şey, ama her şey gelip geçicidir. Başta çok önemliymiş gibi görünen her şey hiçliğe geri döner. Tavsiyem şu: biri bizi eleştirdiğinde hemen savunmaya, intikam almaya çalışmaya geçmeden bir deneyelim ve hiçbir şey yapmayalım. Hiç bir şey yapmayalım. Bu zayıflık değil, güçlenmektir. İşte o zaman inanılmaz bir genişliğe, anlayışa ulaşır insan.

İnsanlarla gerçek şefkatli ilişkiler kurmamıza engel olur ego. Yani, başkalarına yardım etmenin hayatımıza anlam kattığını düşünüyorsak, bu hayatımızın anlam bulması için başkalarının kötü durumda olması gerekir anlamına gelir. Hatta bunu istiyoruz demektir.
Karşılık bulamadığınız her iyiliğinizdeki hayal kırıklığı da bu yüzdendir.

Fark edelim, asıl bilinç yargı olmadan ulaşılan bilinçtir.

Yazar: berraligezgin

Tutkulu bir öğrenci...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s