Bavul

Dikdörtgen ve daima kuytuda, yüksek bir yerde eskimeye terk edilmiş, üzerini kaplayan eskimiş derinin üşüten sıcaklığında bekleyen bavul çocuğa göz kırptı. “Hazır mısın?” diye sordu. Çocuk yerinde duramıyordu.  Bir taraftan da yan odadan gelecek sesleri duyabilmek için pür dikkat kesilmişti. Karanlıklar içine gömülmüş evde ara sıra uykunun hakkını veren babasının horlaması geliyordu. Hayalinin peşinden koşmalıydı, hazırdı ve kaçacaklardı. Bu gece onun için de çocuk için de önemli bir dönüm noktasıydı. Bavul ait olduğu aileyi terk edecek, kendini yeni sahibinin eline teslim edecekti. Son ve başlangıç, aynı anın içine sıkışmış, birbirine sarılarak “görüşmek üzere” diyordu.

 

Çocukla uzun zamandır iletişimdeydiler aslında, göz temasındaydılar. Çocuk sonradan adının bavul olduğunu öğrendiği bu kahverengi, düzgün hatlı, ceviz damarlarının nice şekiller bıraktığı, taşınmışlığın izlerini koruyan, sırdaş,  biraz ağır başlı, tok sesli ve içine bakmasına önceleri izin verilmeyen bavula hayranlıkla bakıyordu. Bazen saatlerce karşısında duruyor, yukarıda henüz boyu yetmediği için uzanamadığı uzaklıkta kalan, eline alamadığı bavulu, hayalinde taşıyor, açıyor, içine sadece kendini koyuyor, saklanıyordu. Hiç eşya almadığı için bavul sadece onun mekanı oluyor her köşesinde bir önceki taşınmaların anılarını gizleyen izler dile geliyor, neler yaşadıklarını sırayla, heyecanla ve özlemle anlatıyorlardı. Belki de o yüzden diğerlerine kıyasla çocuk anılarının tamamını hatırlıyor, hiçbir detay unutulmuyordu.

 

Babasının mesleğinden dolayı bulunmadıkları yer, dolaşmadıkları diyar kalmamıştı ve her yer, tanıştıkları tüm insanlar bir süre sonra geride kalacak olsa da, mekanlar değişse de çocuk bunu sorun etmiyordu. Çocuğun en yakın arkadaşı, tek değişmeyen şey bavuldu. Hep yanındaydı, o olsun yeterdi. Kamyonla taşınırken, kafasını yasladığı, tanıdık kokusunu içine çekerek bilmediği, anlamadığı geleceğin belirsizliğinden kendini koruyan, rahatlatan bavuluna sarılmış halde uykuya dalardı. Bavul varsa korku yoktu, yer, mekan değişebilirdi.

 

Oynamasına, dokunmasına ara sıra izin verilirdi. İçini açar bağdaş kurarak oturur, hayalinde direksiyonu elinde tutarken bavul uçak olur onu diyar, diyar gezdirirdi.  Ne olursa olsun, bavul onun için güvendi, sihirliydi. Sanki ona şu an dokunsa uçup gidecekmiş gibi hissederdi. Bavulun içinde tüm istekleri, arzu ettikleri onu bekliyordu. Bavul sadece onun geleceği değildi aynı zamanda onun geleceğinden gelecek çocuklarının da geleceğiydi. Bavul nelere sebep olacağının farkında bile değildi.

 

Çocuktu, mücadele ederek, hem de kendisini ve kardeşlerini okuldan almak zorunda kalan babasıyla mücadele ederek, çelimsiz vücuduna, olanca fiziksel güçsüzlüğüne rağmen içinde var olan inancın gücüne dayanarak babasına direnmiş, ortaokulu zor bela bitirmişti. Babasının gözlerindeki ışığı görmüş ve anlamıştı, ortaokul sonrasında kesin okumasına izin vermeyecekti. İlkokul bittiğindeki o geceyi tekrar yaşamamaya karar verdi. Beceriksizce kaçmıştı, babası onu iki sokak ötede kolaylıkla bulmuştu. Bu gece başkaydı çünkü bavuluna güveniyordu. Bavul özgürlüğün anahtarıydı, bunu hissediyordu. Çok yakındı ve artık onun zamanıydı. Ailesi geride kalacaktı, şimdilik. Zamanı geldiğinde onları da yanına alacaktı. Geri diye bir şey yoktu ki!

 

Tam da düşündüğü gibi, hepsi derin uykudaydı. Çok az eşya alacaktı. Dolabın çekmecelerini sessizce açtı, aradığı şeyi bulamadı. Sonra yorganların katlanıp konduğu, kapağı açıldığında mis gibi sabun kokan yüklüğe göz attı. Yorganların altına elini soktu. Bulamıyordu. Herkesten sakladığı not defterini bir türlü bulamıyordu. Dolabı tam kapatmak üzereyken yorganın düğmesi kazağından uzanan bir parça ilmeğe takıldı, kurtarmak için çekiştirirken bir torba yere düştü. Allahtan ses çıkarmamıştı. Merakla dizlerinin üzerinde yere çömeldi, el yordamıyla düşen torbayı buldu. Bir yumak tülbentti, tam geri bırakacakken içinde bir şeyler olduğunu fark etti. Annesinin annesinden kalan ve küçük bir bez tülbentte sararak sakladığı tohumlardı bunlar. Tohumları saklayan torbayı ararken hiç de ummadığı bir yerde not defterini de bulmuştu. Sevinçle ayağa kalktı.  Tahta bavulun iki yanında bulunan  kilitlerin düğmelerine bastı “tık” sesi sanki biraz yüksek çıkmıştı. Kafasını kapıdan tarafa çevirdi. Yine sessizlik. Elinde tahta bavul, şapkasını başına geçirdi ve pencereden aşağıya doğru sarktı. Bahçeye çıkmasıyla hızlı adımlarla bahçe kapısına yöneldi. Kapının üstündeki kilidi boyu yetmediği için açamamıştı. Bavulu ayaklarının altına koydu ve işte şimdi açılmıştı. Bahçenin açıldığı sokak lambalarının aralıklarla yandığı, ıhlamur ağaçlarının karşılıklı gölge verdiği sokağı hızlıca geçti.  Gar yakındı, daha önceden saatlerini öğrendiği trenin gardan ayrılmasına yirmi dakika vardı. Gara korkarak girdi, tanınmamak için şapkasına iyice çekti, bileti daha önceden büyük bir arkadaşına aldırmıştı, perona yaklaştı. Buharların içindeki demir başka görünüyordu ve ara sıra çıkan rüzgar buharları dağıttığında ortaya çıkan lokomotif devasa görünmüştü. Onu geleceğe taşıyacak demir at, hazırdı. Bavulun üstüne oturdu. Gelecekten endişesi hiç yoktu, bavulu onu çoktan uçurmuş, geleceği göstermişti. Biliyordu, kendini çağıran yere gidiyordu.

Yazar: berraligezgin

Tutkulu bir öğrenci...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s