Miz(s)antrop Deccal tabakta…

Beslenmek ve üremek, ürerken beslenmek, beslenirken işgal etmek üzerine kurulmuş bu dünyanın merkezinde yer alan “yemek”. “Yiyerek” büyüyoruz. “Yiyerek” bir şeyler yapıyoruz. “Yiyerek bir yerlere gelenler” olduğu da rivayetten daha çok gerçek gibi.

“Yemek” bir yaşam gayesi. Beslenmeden, enerji elde etmeden yerinden kalkmak bir eziyet, halsizlik süresince içerden beslenmek ise tam anlamıyla tüm depoları tüketiyor. Herhalde beslenme konusunda samimiyetsiz bir ikilem var. Fiziksel anlamda beslenmenin faydalı olabilmesi için tutturulmuş bir ezber: Günde 3 öğün yemelisin. Yoo durun hipogliseminiz var günde 6 öğün yemelisiniz? İnanılmaz baskıcı bu yaklaşıma, saatleri, süreleri bile belirlenmiş sabah öğlen ve akşam için “24 “den dilimler verilmiş. Bu saatlerde yemelisin ki enerji alasın. Ya enerji almak için verilen o dar 1 saat bitince ne oluyorsun, saat 1’de iş başı ve müthiş verim mi akıyor senden? Pardon, bu beslenme dayatmasından birileri besleniyor, o sen değilsen beslenen kim?

3 öğün beslenmenin işgalci zihniyeti belki de dünya gıda devlerinin ürünü. Düşünsenize  bünyeniz günde 1 öğünle mükemmel bir sağlıkta ve enerjide, frekansta olabilir. Ya da acıktığında, acıktığını anladığında keyifle yenen herhangi birşey öğlen oldu yemek yemeliyim dayatmasından daya fazla yararlı işlere neden olabilir. Madem bu kadar faydalı ise yemek yemek, yemekten sonra hazımsız ve şişkin midelere ne demeli. Beraberinde yemeğe dayalı türeyen hastalıklar, bu hastalıklardan kurtulmak için harcanan milyarlar. Pardon kimi besliyoruz? Korkuyla yenen yemek fayda verir mi Allah aşkına.

Bir yerlerde okumuştum. Bünye kendisine ait olmayanla savaşırmış dışarı atmak için. Hani istenmeden dayatılarak yenen yemek de biraz öyle değil mi? İstediği an her türlü şeyi “taşı öğüten” mide istemediği halde dayatılan yemeğe bayrak açmış savaşıyor, ancak işaretler bünyenin sahibi tarafından okunmuyor.

Fiziksel olarak ne yiyoruz diyecekken dengeli beslenmelisin lafına takıldım. “Dengeli” den kasıt bildiğiniz karbonhidrat, protein, yağ vb. Dengeli yiyelim eyvallah ama ne yiyelim? Sen lütfen enerji harcama biz senin yerine düşündük. Senin için hamburgerler, köfteler, tavuklar, haşlanmış mısırlar, griller, soğuk sandviçler, sıcak karışımlar hazırladık. Senin zamanın yok, bize güven. Bak etiketimize trans yağ yok diyor, helal, kalorisi düşük, soya etten iyidir diyor. Neye bakmanı şekillendirdiğimiz kafan neler duymanı emrettiğimiz kulaklarından sonra dudakların beklediğimiz şeyleri söylüyor. Seni böyle ele geçiriyoruz, bağımlısın bize basıyoruz çin tuzunu, böyle birşey yemedim diyorsun işte. Haklısın yemedin. Aksini ispat etmek mümkün mü?

Şimdi gelelim beslenmenin diğer türlüsüne. Şems bir tabak çorbayla idare edermiş. O Şemsin sorunu diyecekken peki nasıl ayakta kalırmış diye soru soran beynim “demek ki başka şeylerden besleniyormuş” deyiverdi. Acaba ilahi kaynaktan mı besleniyordu? Sonra bütün gün eve gelmeyen, sokakta her türlü enerji yiyen oyunları oynadığı halde halde enerjisi bitmeyen çocuklar geldi aklıma. Birşey yemiyor bu namussuzlar. Ama maşallah enerji tavan. Acaba onlar da mı ilahi kaynaktan besleniyorlar?

Bu açmazı da tam anlamamışken insan ilişkilerinin ve davranışlarının da beslenme menüsünde yer aldığına hükmetti kafam. Nasıl mı? İyilikten de kötülükten de beslenen var, hepimiz gibi. Humanism vs mezantropism (insandan nefret eden insan). Çevrenizde diğerlerini aşağılayan, sürekli kendi haricinde diğerlerini kötüleyen, beğenmeyen birileri var mı hiç? Komplo teorileri,  ihtiraslar, fitne fesat menülerdeki mezeler. Milyonların ölümünü istatistik olarak görmek giriş. Herkes üniforma giymeli demek başka bir antre.  Gebertsinler birbirlerini demek ana yemek. İnsanı insan olarak kabul etmemek ise tatlı. Seç seç al. Herşeye, herkese karşı öfkeli, kin duyan insanların muzdarip olduğu yerdir misantropi. Ya çok felsefik olacak ama insandan nefret eden insan ya kendini insan görmüyor, üstün ya da insan görüyor, kendi kendinden nefret ederek besleniyor.

Ağızlarına kilit vursanız, yemek vermeseniz dahi yemek yemeden uzun bir süre yaşadıklarına şahit olabilirsiniz. Ana beslenme kaynağı kötü düşünceler. Onları düşündükçe resmen beslenirler, hatta güçlenirler. Sizin gözyaşlarınız onda mutluluk hormonu salgılıyor. Ama sadece onlarda mı? Hadi kabul edin hepimizde var bu. Sizi kızdıran herhangi birinin ağladığını gördüğünüzde üzülüyor musunuz gerçekten?

Henüz emparyalize olmamış bir beslenme türü diye düşünürken aklıma başka şeyler hücum etmeye başladı. Başkası hakkında kötü düşünme ve kötülükten beslenme meğer kasıtlı toplumlara pompalanan bir ayraçmış. Hem zalimiz hem de zalimliğimizden dertliyiz.  Biri diğerini kötü olarak tanımlıyor, beğenmiyor. Ne kadar ender bir durum. Pasaportlardaki vizelere gerek yok. İnsan kendinden olmayana hiç vize vermiyor.

Peki kedini seven insan neden besleniyor? İnsanı kendini sevmekten alıkoyan nedir. Kim bize dayatıyor ideali ve ideal değilsin değersizliğini. Nasıl görünmem gerektiğine benim adıma kimse karar veremez ki ve diğerlerine göre değil değerlerime göre yaşarım ki! Nasıl bir sistem bu adına sistem dedikleri. Sistem sanki gerçeği görmeyi engellemek üzerine kurulmuş ki! Aynı yemelisin, aynı giyinmelisin, aynı görünmelisin, aynı eğlenmelisin.

Kimi besliyoruz.

Acaba, kendi adımıza!

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s