Koşulsuz sevgi frekansı

Bir şans verilse ve geçmişe dönmeme, geçmişte bir şeyi değiştirmeme izin verilse o ne olurdu diye düşünürken aklıma kendi geçmişim değil ama içinde olduğum dünyaya gelip gidenler geldi. Önümdeki seçenekleri resimlerden incelerken takıldım.

Kimi ve neyi değiştirirdim ki? Ve neden kafamı kemiren “koşulsuz sevgi”ye bakmalıyım.

Baktım eskilerden gelen resimlere. Şems’e, Mevlana’ya, Hacı Bektaşi Veli’ye, Yunus Emre’ye, Pir Sultan Abdal’a. Ne büyük bir tevazu, başlar hep önde, eğik. Eller kucakta kavuşmuş. Boyun bükük garip bir şekilde. Ne bir hiddet izi ne de bir öfke yansımış yüze. Sinesi dolu, dudakları kapalı, çehresi aydınlık bir huşu var yüzlerde. Ne bir parmak kalkıyor, şiddetle sallanıyor, ne bir azar edepsizlik yayıyor. Kendi halinde.

Oturdukları yer saltanat değil, taht değil, sade hatta çıplak yer toprak üstünde, senle benle eşit bir yerde. Makam denen put, saçmalık yaratılmamış henüz o günlerde. Titremesi gerekir böyle bir insanın huzuruna eren kimse. Ama zat hep sevgide, sulh, huzur büyüyüp serpiliyor girenin içinde.

Yediklerini düşündüm, sade bir tas çorba, ya da dergahta ne piştiyse, ne bulduysa. Dertten kaçan nicemize göre çile çekmek için yanıp tutuşmalarını, ayrımcılık yapan nicemize göre hepimizi bir gören hallerini, yargılayan nicemize göre konuşmadan önce teslimiyetlerini anlamakta zorlanmıyor değilim. Kolayı varken neden zoru seçer bu ruhlar?

Koşulsuz teslimiyet mi?

Vasatlığın değer olduğu bugünlerdeki resimlere de bakmadan edemedim. Herkes bir haşin bakıyor, gözünde karanlık, hiddet, şiddet. Kulesinden ışık yayan Yüzüklerin Efendisindeki Barad-dur, Mortor ve Saruman gibi. Gülmeye çalışıyor ama gülmeyi bilmeyen yüze gülme bir türlü oturamıyor. Olumsuzluk yayılıyor zoraki gülüşten dalga dalga. Diğerlerine göre yaşamda selfie için anlık sahte bir gülümseme, belki de içten bilemedim, sonra düşük frekanstaki hayata devam.

Neyi mi değiştirmek isterdim. Koşulsuz sevgiye giden teslimiyeti yok edeni tabiki.

Gelecek endişesi, dünya yok olacak vuhuu.

Yersiz kuşkular, tik tak.

Öfke…

Bu kadar negatif olmaya ne gerek var, neden bu negatiflikten kurtulamıyoruz? Acaba kurtulmamamız mı gerekiyor? Negatif enerjinin sonuçları çok vahimken bu enerjiye bağımlılığımız nereden geliyor. Bize negatif olmayı kim öğretiyor?  Doğan güneş her yeri ısıtır ve ışıtırken neden bizleri ısıtamıyor? Negatif insan mutsuzdur. Mutsuz insan negatiftir. Bu döngüyü kıranlar, sistemin dışına çıkmayı becerip mutlu olabilenler, neden aşağı çekilerek, yok ediliyor?

Frekanslarımızla oynanan o ana dönüp, kimin oynadığını, kimin koşulsuz sevgi yerine koşulsuz kaygıyı koyduğunu bulmak isterdim. Frekans, insan derken vücudumuzun harbiden varmış. 62-72 Mhz. Ölüm 25 Mhz de ya da aşağısında gerçekleşiyor.  Geleceğin teknolojisi. Kan uyumu yerine frekans uyumu.

Koşulsuz sevgiyi kim alt etti onu bulmak istiyorum derken, “niye göründüğü gibi değil her şey” diye düşünürken, ruhumun ilacı bir film önerdi.

“Frekanslar”. Şiddetle tavsiye ederim.

Tüm mesele o frekansı bulmada.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s