Katlanmak…

Katlandıkça, katlandığımı farkettim…

Farklı bir şeyler yapmak peşindeyim. Hani babayım, süper kahraman falan. “Biliyor musunuz?” diye soruyorum. Bir kağıdı sonsuz katlayamazsınız. Yan gözle de kesiyorum. Vay bizim baba alim diyecekler, merakla bana bakacaklar mı diye. Baktılar bizimkiler ama bu da soru mu diye: “Tabi biliyoruz, en fazla yedi defa katlayabilirsin”. Bu bilgiye ulaşmak için 47 yılını veren ben hafif  alınganlık yaşamadım değil. Neyse, çabuk atlattım.

Yedi kat katlanan kağıt, nereden bakarsan bak bir küp şeker kadar. Her tarafı, içi, dışı, özü kağıt ama kağıt görevini görmeyecek kadar kendi aslından uzak.  Bir daha açılmadığı sürece kendini kağıt olarak hissedebilir mi ki? Zannetmem.

Bu metaforu ruhumun ilacıyla konuşurken aklımıza “katlana katlana gelen sıkıntılardan insanın kendini sinmiş, iyice küçülmüş, ezilmiş gibi “ hissettiği anlar geldi. Evet “art arda gelen” dertlerden, sıkıntılardan eminim birçoğumuz kendimizi, hapsolmuş, potansiyeline boğulmuş, küçük yerde nefessiz kalmış hissettiği anlar yaşadık, yaşıyoruz. Aslına dönmek isteyen kağıt parçası gibi, aslımız olmaya dönmek istiyoruz. Ancak, o kadar katlandık, kendimizi hapsettik ki bir yandan aslımızın ne olduğunu unuturken bir yandan da üzerimize katlanan katlardan nasıl kurtulacağımızı bilmiyoruz.

Kendimizi çok küçük görüyor, sindikçe küçülüyor, küçüldükçe kendimize olan güveni yitiriyoruz. Ama son bir çaba için enerji her zaman var. Yedek benzin gibi. Bir süre daha götürmeye yeterli. Kalan son güçle, üzerimize katlanmış ilk katı açtığımızda birden büyümüyoruz, sadece üstümüzdeki ilk kat kadar ferahlıyoruz. Bir küp şekeriyken oluyoruz iki.

Katmanları açtıkça görüyoruz ki yedinci kattayken, dipteyken, bize söylenen dünya aslında farklıymış. İkinci katta yeni biri olduğumuz hissetmenin hazzı, bir sonraki katta ne olabilirin merakı içimizdeki alevi ateşliyor ve bir kat daha açıyoruz. Sonra bir kat daha. Her katta farklı bir şeyler var. Ama en güzeli son kat. Onu da açınca pürüz, baskı kalmıyor. Orada katların izleri var, ütülemek, bir daha tekrar katlanmamak için, silmek lazım.

İşte o zaman üzerindeki katla değil gerçekten ilk defa gökyüzünden nefes almaya başlıyorsun.

İşte o zaman ilk defa hayatı bulunduğun yerde doyasıya, engelsiz yaşıyorsun.

Özetle, katlanmadıkça katlanamayacağımı fark ettim, üzerimde hala bir kat var mı merak ettim.

Yazar: berraligezgin

Tutkulu bir öğrenci...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s