Yok etmek…

Bir kumsal ve üç çocuk. Koşturarak, hem de gün boyu enerjilerinin nasıl yettiğine insanı hayret bırakacak bir tempoyla koşturarak, bir ara denizde, bir ara kumsalda, bir ara çimenlerin üstünde sıra olmuş yürüyen ördeklerin peşinde, üç çocuk.

Üçü de aynı mekanı paylaşıp, aynı havayı teneffüs ederken aynı denizin sefasını sürerken aynı derecede mutlu olduklarını düşünüyorum. Ama tam da bu sırada oturduğum, gölgesinden keyifle istifade ettiğim mimozanın önündeki duşa geliyorlar. Kitabıma geri dönüyorum.

Sesler geliyor. O da ne, ellerinde boş su şişeleri. İçini kumla doldurmuşlar. Tam da çocuk işte, olmayacak şeylerden icat yapıp, hayatın tadını çıkarıyorlar derken dikkatimi çekiyor. Gördüğüm üç çocuk değildi ama üç genel profildi.

Bir tanesi duşun altında, gözyaşına boğulmuş, tam bir kurban, ağlıyor zırlıyor, çaresizce dışarıdan yardım istiyor. Ben mağdurum diye tepiniyor. Ağlayarak almaya çalışıyor. Oysaki cüsse olarak ona mağduriyeti yaşatan arkadaşından baya irice. Kurban olmayacak kadar iri ama kurban olmayı seçiyor.

Ağlatan ise tam zalim bir isyankar. Bir şeylere kızdığı ve sevgisizliğin acısını bir başkasından çıkardığı o kadar belli ki. Duşun altındaki arkadaşının başına kumu kaşla göz arasında boca ediyor. Diğeri ağlıyor, yapma diyor. O ise acıtarak seviyor.

Diğer üçüncüsü ne “ağlama” diyor ne de “yapma”. Kayıtsız. Burnunun dibinde olan bitene karışmıyor. Bana bulaşmayan binyıl yaşasın türünden. Çevresinde olan bitene o kadar duyarsız ki kendi işine bakıyor. Bir sonraki kum boşaltmanın kurbanı olacağının hiç farkında değil.

Bu profilleri yaratan kim diye düşünerek bakışlarımı denize çeviriyorum. Denizin içine salıncak yapmışlar. Boyunu ayarladığında denizin içinde sallanmanın ayrıcalığı çocuklar için eğlenceli oluyor. Bir kız çocuğu, sekiz yaşlarında, saçları örgülü. Kendiliğinden bindiği salıncağın tahtasında büyük bir maharetle kendini ileri geri iterek hızlanıyor. Kimseye, kendimden başka kimseye muhtaç değilim diyor. Ve sonra yeterince yükseldiğine inandığında büyük bir özgüvenle, serbestçe kendini denize bırakıyor, uçuyor.

Özenen diğerleri de orada, sıra bekliyor. Babası yanında, bir önceki kız gibi hızlanmak ve kendini denize bırakmak istiyor. Babanın dediklerini duyuyorum. “Hayır yapma, düşer canını acıtırsın”.

Oldu mu şimdi? Oysaki daha beş dakika öncesine kadar bu babaya ödül vermek üzereydim. Çocuklarıyla çok güzel ilgileniyor diye. İlgi var ama bu ilgi aynı zamanda özgüveni yok etmeye, silikleştirmeye, bağımlı kılmaya yönelik.

Yazar: berraligezgin

Tutkulu bir öğrenci...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s