Gerçek Turkuaz…

WhatsApp Image 2017-09-18 at 08.37.55

Beyaz renkli, ahşap şezlongun üstünde oluşmuş çiğ damlalarını elimle silerek havlumu bıraktım, kumun serinliğiyle biraz da olsa kendime geldim. Doğmadan önce ortalığı ilginç bir kızıllığa boğan, geleceğini haber veren güneşe doğru döndüm yüzümü. Gözlerimi bir süreliğine kapadım, sıcaklığın yüzümde yayılmasına izin verdim. Kollarımı açarak bir sağa bir sola gerindim, hafif boynumu esnettim. Yüzmek iyi gelecek diye düşündüm.

Sahil boyunca başka kimse yoktu. Denizde ise tek tük birkaç kişi. Önümde uzanan büyüleyici sahile hayranlıkla baktım. Şezlonglar ip gibi muntazam bir sırada dizilmiş, şezlonglara eşlik eden hasır şemsiyelerin gözü okşayan rengi, iki tarafına urgan bağlayarak çekiştirdiği ağır dikdörtgen kütükle kumları düzeltmeye çalışan çocuğun kendinden beklenmeyecek gücünün kumdaki düzleştirici izi. Geldiğim metropolde her şey hızlıyken, alnından damlayan terleri silmeyen, ağır aksak ilerleyen çocuğun sahilde bir boydan diğer boya gitmesi, ince kumdan oluşan sahilin uzunluğunu, dalgaların yavaşlığı, sesin yavaşlığı… Akdeniz’in ağırdan alan bu yönüne bayılıyorum.

Çocuğu izlemeyi bıraktım. Bedenimi alıştırarak suya girmeyi sevmem. Gözlüklerimi taktım. Kendimi “atla” komutunu duymak için pür dikkat, hareketsiz atlama pozisyonunda bekleyen yüzücüler gibi hissettim. Bir an önce suya girmeye can atıyordum. Bekleyemeyecektim. Suya doğru koştum. Bileklerimi aşan suyun içinde zıpladım, havada süzülerek kendimi suya bıraktım. Tam da sevdiğim gibi suda birden değil hafif bir derinlik vardı.

Havanın serinliğine nazaran suyun sıcaklığı şaşırtıcıydı. Kulaçlarımı sıklaştırdım. Biraz açılmak istiyordum. Yorulduğumda suyun içinde bekledim, tadına vararak yudum yudum nefes aldım. Başımı sudan tamamen çıkarmaya cesaret edemiyordum. Nefesimi tutarak yeniden sulara gömüldüm, bir süre dipte kaldım. Kollarımı iki yana açtım, suyun üstüne doğru itildiğimi hissediyordum. Bir süre sonra suyun üstünde hareketsiz durdum. Denizle bir olmuştum, tek başımaydım. Nefesimden başka bir şey duymadım.

Altta, berrak suyun içinde, kayaların arasından sarpalar yüzüyordu. Kumu karıştıran balığı taklit etmeye karar verdim. Nefesimi tutup daldım, kumları karıştırdığımda balıklar kumun oluşturduğu bulutun içine dalıp çıktılar. Onlarcası çevremi sardı.

Tekrar suyun üstüne çıktım. Önümde uzanan denizi, ufuk çizgisinden dönen balıkçı teknelerini izledim. Böylesine bir turkuaz rengi görmeyeli neredeyse asırlar olmuştu. Pürüzsüz bir deniz, kıyıya kadar gelen hafif dalgaların sahile vurarak kırılmaları, sahildeki çakılların suyun gelişiyle kımıldaması, denize geri yuvarlanırken çıkarttıkları sesler, sabahın ilk ışıklarının vurduğu çam ağaçlarının taze yeşilliği, tepenin arkasındaki korunaklı marinada demirlemiş yatların direklerinin görüntüsü, boncuk mavisi, alev kırmızısı kayıkların suya bıraktığı iz… Şahane bir panoramanın içindeydim. Her şeyin sabit olduğu sadece kendimin hareket edebildiği bir yapbozun içinde gibi hissettim kendimi. En az kuşlar kadar özgür.

Kuşları düşününce kafamı yukarı kaldırdım. Gökyüzü masmaviydi ve tek bir bulut bile yoktu. Bir martıyı izledim. Ne kadar sakin kanat çırpıyordu. Acelesi olmayan, hayatı kovalamayan, meraklı gözlerle etrafı kolaçan eden bir martı. Kırmızı gagası, sarı paletleri, denize yansıyan beyaz tüyleri ve tüm bu güzelliğe uymayan, sert, cırtlak sesiyle martı hayatından memnun görünüyordu.

Ve yamaç paraşütleri. Havada şenlik var.

Derin bir nefes alıp sahile geri yüzdüm.

Yazar: berraligezgin

Tutkulu bir öğrenci...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s