2543

Kuzenle beraber kararlıyız, bu sene zirve yapacağız. 2543. Gözümüzü Uludağ’a diktik. Öyle heybetli görünüyorki, kafayı iyice geriye eğerek bakmak zorundayız.  Tüm kamp malzemesi hazır. Uzun zaman olmuş birbirimizi görmeyeli ve çene çalarken vaktin nasıl geçtiğini anlayamadan, biraz da geç kalarak yollara düştük. Alaçam tarafından yaklaşık 18 km lik dik bir yokuş var tırmanmamız gereken. Külüstürde olsa bir 4X4 var altımızda ve bindiğim en insanla bütünleşen araba. Yollar özellikle çam ağaçları bittikten sonraki alan alabildiğine bir offroad. Hakkı, benim kuzen direksiyonda ara sıra zorlanıyor. Ben doğanın keyfini çıkarıyorum. Adına yakışır bir heybeti var Uludağ’ın. Gerçekten HEYBETLİ. Bursa, Eskişehir, Kütahya derken değmediği, uzanmadığı toprak yok sanırım. Yukarı çıkarken fark ediyorum. Burada su çok ve her taraftan uzanan siyah su boruları. İşadamları, girişimciler boş durmuyor, suyu dağın eteklerinde olan tesislerine aktarıp, şişeleyip bizlere sunuyor. Bizim suyumuzu bize satıyor.

Geç kaldık diyorum ama arabaya her türlü ihtimali düşünerek çadırlar, uyku tulumları da dahil her malzemeyi almış durumdayız. Yoldaki çukurlar, kayalar derken hızımız biraz kesiliyor ve güneş batıp etrafta sadece eser derecede beyazlık kaldığında krater göllerinin olduğu bölgeye geliyoruz. Aynalı, Kilimli, Karagöl, Heybeli Göl derken Aynalı’nın orada kamp yapmaya karar veriyoruz. Etraf sakin kimseler yok diye sevinirken, çıkılmayacak bir araçla mucizeyi başarmış iki kafadarın nara ve  silah sesleri dikkatimizi çekiyor. İşimize bakıp, şiddetle esen rüzgarın tüm oyunlarına rağmen çadırlarımızı el birliğiyle kuruyoruz. Rüzgar şiddetini artırıyor o nedenle  ateşin etrafındaki o güzelim sohbeti kısa kesip, çadırlara giriyoruz. Antarktika’ya keşif gezisine çıkmış Scott’un cesaretine burada hayret ediyorum. Rüzgar her türlü taklidi yaparak çocukluğunuzdan muhakkak içinizde kalan korkuların depreşip açığa çıkması için elinden geleni yapıyor.  Gece çadırda rüzgarın sesine rağmen kitap okumak ve elinde kitapla uykuya dalmak, hele hele böyle bir yalnızlık içinde bambaşka bir doyum. Bir ara rüzgar kesiliyor. Çadırdan aynı anda kafayı çıkarıyoruz. Hakkı’da uyumamış.  O kadar ışıksız bir çukur ki, şehrin ışıkları buraya kadar uzanamıyor. Yukarı bakmalısın diyor Hakkı. Kafamın üstündeki gök kubbenin varlığını unutmuşum, kaldırdığımda gördüklerimi kelimelerle tarif edemem. Güneyden kuzeye doğru uzanan bir ışık yolu, Saman yolu. Parıl parıl parlıyor. Böyle bir güzellik görmedim. Büyülenmiş gibi yerde sırt üstü uzanmış bir şekilde kayan yıldızlarla daha da bir hoş oluyorum.

Ertesi gün zirveye çıkmaya kararlıyız.  Alternatif yollar deniyoruz. Şimdi anlıyorum yürüyüş ayakkabısının özellikle bileği saran ve kaymayan bir ayakkabının ne kadar gerekli olduğunu. Paraya kıymak ve en iyisini bulmak lazım. Sırt çantalarına birkaç enerji verecek çikolata ve meyve, su koyarak yola koyuluyoruz. Çıktık. Zikzaklar çizerek yükseldikçe, hemen hemen her dakikada değişen  bir bulutlu bir bulutsuz gökyüzünün eşliğinde, üzerimize giydiğimiz rüzgarlıkların terletmeyen özellikleri olduğu için sürekli şükrediyoruz. Kolay bir yol gibi gözükse de bu kadar irili ufaklı taşın varlığı neden buralarda ağaç ot namına bir şeylerin yetişmediğini açıklıyor. Yanlarına hiçbir şey almamış, kaybolmuş gençlere rastlıyor, en güvenli iniş alanını kendilerine açıklıyoruz. Şaşırtıcı bir cesaret. Yola devam. Hala kar var gölge yerlerde. Karın yeniden yağması için 3 haftalık bir süre varmış. Karşılaştığımız Çoban, bizi ertesi gün kahvaltıya davet ediyor. Yüksek dağların alçak gönüllü insanları. Yer bilgilerini alıp tırmanmaya devam ediyoruz. Ve Zirvedeyiz. Alabildiğine açık bir görüş var. Nereleri görmüyoruz ki, Kütahya. Kederleniyorum, Marmara tarafı bulutlu, İstanbul’u görmeyi umuyorduk oysaki.  Manzara beş yıldız.

Zirveye çıkmak ve inmek tüm günümüzü aldı. Kamp noktasına geldiğimizde kuzen yüzelim mi diye sordu. Üçüncü sayfaya kapak olmak istemediğimi saklayarak ben iribaşların olduğu suda yüzmem dedim. Ama duş almak gerek. Pınarı gösterdi. Elimi suyun altına tuttum. Karpuz çatlatan cinsten. Tabi ki dedi. Çadıra dönüp tam malzemeleri alacakken, bizimki çoktan bir damacana suyu boşaltmış, duşunu almıştı. Damacanayı musluğun altına tutarken hınzır hınzır gülmesinin nedenini suyun altına girdiğimde anladım. 30 saniye sürekli akan suyun altında durmak mümkün değil. Aklıma geldi. Kuzen sen nasıl dayandın diye sordum. Meğer bizimki tüm gün güneş altına bıraktığı damacanadaki suyla duş almış. Soğuk su ise bize kalmış.

Ertesi gün Hasan, karşılaştığımız çobanın yanında kahvaltıdayız. Sürüsünü iki katlı ahşap binanın penceresinden yönetiyor. Size antibiyotik getireyim deyip, evden ayrıldı. Hakkıyla birbirimize baktık. Sabah sabah antibiyotik ne olsa gerek. Yukarıdan izliyoruz. Hasan yandan akan derenin içine girdi. Ayağında çizmesi var biraz ilerledi. Büyük beyaz bir boya kutusunu çekti. Ağır bir şeyler taşıyor belli. Yanımıza tekrar gelip kapağını kaldırdığında bunun yoğurt olduğunu görüyoruz. Sapsarı bir yağ ve yoğurdun suyunu ikram ediyor. Saat 4 den itibaren çay sürekli kaynıyor. İnanılmaz lezzetli bir kahvaltı ve eşliğinde sohbet. Ev taş zemin üzerine kurulmuş ikinci katı tamamen ahşap. Zeminin taşlardan oluşmasının nedeni ağır yağan karı taşıyabilmesi içinmiş. Ara sıra dışarı bakan Hasan sık sık ıslık çalıyor. Neden diye sormadan açıklıyor. Köpeklerine talimat veriyormuş. Aynen dediği gibi, köpekler şimdi sürüyü yukarı doğru getiriyorlar.  Bu arada ayılar ve karşılaşmalar karşılıklı paylaşılıyor. Bölgenin insanı zeki, ne zaman duracağını ne zaman kaçacağını iyi biliyor. Binaya çıkarken dikkatimi çeken yazıyı yakından okumak için bakıyorum. Bulduğun gibi bırak diyor. Yazıyı okuduğumu gören Hasan müthiş bir özgüvenle binanın kapısını sürekli açık bıraktıklarını, başı sıkışanın her an bu evi kullanmalarının hakkı olduğunu şaşkın bakışlarımız altında anlatıyor. Siz burada karın ansı yağdığını bilmezsiniz diye bu uygulamanın neden gerekli olduğunu iyice anlamamızı sağlıyor.

Yazar: berraligezgin

Tutkulu bir öğrenci...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s