Ah yurdum insanı ah…

Toplumun belirli bir bölümünde görülen paranoid kişilik bozukluğu gibi kesin tedaviye muhtaç hastalıktan mustarip bazı insanların, herkesi kendine düşman görerek, bıçaktan keskin sözleriyle, körleşmiş gözleriyle, sanrılar içinde kendi hastalıklarını kabul etmeyerek sana, ona, diğerine ayar vermeye çalışmasının, aslında tek bir kadere yürümenin farklı bir türü olduğunu anlamasını beklemek saçmalık desem de ruhları için huzur dilemek en doğrusu. Size kötü muamele eden insanları neden böyleler diye düşünmeye çok vakit harcayabilirsiniz ilk anlarda, sebebi çocuklukta bulabilirsiniz. Yalancılıkla başlar, ilk belirtisidir. Gerçeği inkar etmeye bayılır. Aksidir, fevridir bir dönem değişti zannedersiniz ama bu gerçekte sadece bir anlık denemedir, dereyi geçene kadardır, fabrika ayarlarına geri dönmesi an meselesidir.  Hiçbir rivayeti duymazdan gelemeyen, sürekli bir şeyler arayan ve yaratan, sıradan olaydan sözden kendine aşağılama, küçük düşürülme ya da gözdağı anlamı çıkarmayı hastalığına vermeyi öğrenmelisiniz. Diğer türlüsü entropik mücadele gerektirir, zaten hasta olduğunu kabul etmeyen biriyle mücadele son derece anlamsızdır. Hastalığını beslemekten başka bir işe yaramaz.  Size karşı birden öfkeleniverir.  Anlayamazsınız, çabalamayın. Yeterli ve gerçekçi kanıtlar sunsanız dahi onun gözündeki gerçeği asla değiştiremezsiniz, boşuna emeğinizi ziyan etmeyin. Anlayış gösterin biraz. Sürekli tedirgin, güvensiz, şüpheci ve gergin olmaya hangi bünye dayanabilir ki? Karşınıza böyle biri çıkarsa, ki toplumun %2 sinde var olduğu belirtiliyor, hatalarını asla kabul etmediklerini göreceksiniz ve güçlü görünmek, zayıflığını örtmek için ben kelimesinden daha çok biz kullandığına şahit olabilirsiniz. Bakışları kara kıştan beter uçurumun kenarında duran bu insanların, düşerken beraberinde neleri ve kimleri sürüklediğini zaman gösterecektir elbette.

 

Mevlana’nın dediği gibi alt üst olmaktan korkmaya gerek yok, altın üsten daha iyi olmadığının olasılığı nedir ki?

 

Böyle bir insanla yaşamak, bir mekanı paylaşmak zorunda kalmayan var mı? Kendi denediğim uygulamayı paylaşayım, hani bende çalışıyor belki bir başkasında çalışmaz, bilemem.

Kendi hayatımla meşgul olmak, ne yaptığımı sosyal vampirlerin değil sadece kendimin bilmesi yeterli.

Her gün yeni bir şey öğrenmek verilen en büyük nimet. Bir kahve içmekle sınırlandırılmış sosyallik değil yapılması tavsiye edilen.

Beynin nasıl çalıştığıyla paralel, aynı kalmanın sıkıcılığını fark etmek gerek. Kah birden dağ başında kamp kurup, kah önünde duran değişik malzemeden hiç denenmemiş soslar yapabilmeli.

Arzu ve hırs arasındaki farka vakıf olup ve hedefinden dönmemeli, tıkanmalar olsa da tali yolları muhakkak denemeli.

Tek sıkıntı amaçsız yaşayamamak. Proje hayatı gibi, bir projeden diğerine tecrübelenerek geçmek gerek.

Tek kariyere inanmamalı, birden farklı kariyerle ilgilenmek sanki stepnesi olan araba gibi. Patlayınca değiştir.

Hani olur ya çevrede yapılan yorumlar için çözüm basit, sana mutsuzluk veren insanları hayatından çıkar, olur biter.

Kaliteli sohbet için bileğimi kesebilirim, başkasının yaptığına göre hayatımı yönetemem.

Korkmaya ne gerek var?

Sakin kalmanın önemini kavra, devreye ne zaman neyi sokacağın konusunda bazen yalpalamalar olsa da ana direğin sağlamdır merak etme.

Görüşleri her ne kadar dinlesem de kendi iç sesim, çoğu zaman tek pusulam. Böyle olunca insan kararlarından pişmanlık duymuyor, duysa da yetişkin gibi bunun sonuçlarına katlanabiliyor.

Değiştiremeyeceğin şeyleri kabul etmek acıyı hafifletiyor, hem de o biçim.

İçimdeki vahşi yaratığın farkındayım ama öfkelendiğimde illa ateş olmama gerek var mı?

Ruhumun da ara sıra vitamine ihtiyaç duyduğunu anlayalı neredeyse üç on yıl oldu. Bu arada kendine ve başkasına iyilik en güçlü  antibiyotik.

Hayatımda tek başrol var valla kimseye kaptırmam, yeltenmesinler.

Herkesin okuduğu trend romanları fazla da okumam, hala başucumun en olmazsa olmazı çizgi roman.

Eh, yeni yeni tek başıma vakit geçirmenin hazzına varıyorum ama aynı amaçları taşıyan diğerlerini bulduğumda tam bir sosyal kelebeğim.

Az biraz önce kendimi ödüllendirmeyi de öğrendim.

Hiçbir şeyin ilelebet olmadığını da öğreneli çok oluyor.

Eee geriye sadece yaşamak kalıyor!

Ah yurdum insanı ah…” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s