Silkelenmek…

Basak_Tarim-14342159641

“Hayata gelmek” kendi içinde çok farklı manalar barındıran ilahi bir ifade. Hayata gelmek, kendine gelmek, doğmak, anlamaya başlamak, unuttuğunu hatırlamak, kendini bulmak, yaşamadığını anladığında yaşamaya başlamak, travmaları atlatmak, yeniden düzlüğe çıkmak, bir daha doğmak…  Yaşamı anlamlı kılan ender anlardan bir tanesi “hayata geldiğini” anlamak ve en güzel hazinenin “hayat” olduğunu idrak etmek. Ve de boşa geçmemiş bir hayat. Bazen beklenmedik olayların neticesinde hayata gelir insan, örneğin, bazen bir kaza kurşunudur. Nasıl bir kurşunsa o? Zaten, adı üzerinde kurşundur, öldürmese de muhakkak derin yaralar. Sıyırıp geçse de iz bırakarak geçer. Kaza kurşunuysa ve bunu sürekli hatırlamak zorunda bırakıldıysa “istenmemezlik” kozasının içinde yıllarca yaşayabilir. Üstelik kelebeğe dönüşme imkanı da hemen hemen hiç yoktur.

Bazen başına beklenmedik bir şey geldiğinde, kaza, kayıplar gibi, fark eder, hayata yeniden geliverir insan. Gece karanlığında arabanın dereye uçması, kırılan camdan içeri buz gibi suların dolmasıyla beraber, benliği saran panik duygusundan daha büyük karşı konulamaz zorundalık olan nefes alma dürtüsü. Çaresizce bocalamak, tutunacak bir şeyler aramak, nerenin yukarı olduğunu bir an bilememek, gözleri kapatarak kendini kırılan camların boşalttığı pencereden dışarı çekmek ve kalan nefesin büyüttüğü gözbebeklerindeki son güçle ışığa, yukarıya doğru çıkıp, suların üstüne ulaşıldığında ağız dolusu alınan tek nefesin, sönmüş ciğerleri bir balon gibi dolduruşu.  Mucize gibi karşına çıkan, ihtimali dahi olmayan yerde büyüyen bir söğüt ağacının, suya değen kalın koluna yapışmak. Ve o anda derenin suyuna fark edilmeden karışan, yaşanan tüm acıları içine hapseden, gözden süzülen sevinçle karışık hüzünlü damlanın geride kalmışlığı gibi yaşananlardan alınan dersleri, yılların yaşanmışlıklarını bohçasında açan “işte hayatın belgeseli”.

Bir yaşam kadar uzun; ancak, bir saniye kadar kısa olan bu belgeselin görünüşteki tek izleyicisi kendisi. Belki de ilk defa hayatına kesintisiz, dikkati dağılmadan bakma şansı. Bir tohumdun. Toprağı seçtin, serpildin ve büyüdün. Gün geldi soğuklara, gün geldi seni yerinden etmek için esen rüzgara direndin. Bahar gördün, yeşerdin, gökyüzüne yükseldin, güneşi emerek içine çektin. Palazlandın ama an geldi orağa yenik düştün. Aldığın darbe sadece kökünle olan bağını koparmakla kalmadı. Betini benzini sararttı, kuruttu. Öyle bir darbeydi ki içinde ham olan her şeyi olgunlaştırdı. Başağındaki tanecikler yeşildi, olgunluktan sarardı, artık buğday oldun. Toplandın, taşındın, silkelendin, harmanlandın. Başında taç gibi duran başağın silkelendikçe başaklıktan çıktı, başka hal aldı. Silkelenmeseydin tanecikler içerde hapsolacaktı. İyi ki silkelendin, hayata yeniden merhaba dedin. Böylelikle, özüne dönen sendin.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s