6.45 Dükkan, Kadıköy

Ekran Resmi 2017-10-25 09.56.57

Kadıköy mucizevi bir yer. Sadece o klişe “cıvıl cıvıl, hayat dolu, neşeli, canlı” sıfatlarıyla tarif edilebilir bir yer değil. “Gizem” de benim açımdan çok yeterlice tarif etmiyor. Ama sanki bir “hazine sandığı”. Her elini daldırdığında başka bir mücevher, göz kamaştırıyor, aklımı alıyor.

Bu sefer 6.45 Dükkan.

Adresi internette mevcut ama ben internette değil orada olmanızı tavsiye ederim. Girişte, kapının hemen sağında tekli bir koltuk, hafif eski, ahşap, oturunca insana kendini kaybettiren bir zaman makinası. Masanın üzerinde, vitrine yakın konumlanmış, inanılmaz bir menü. Biraz psikoloji alır mısınız başlangıç olarak, ya da felsefe, ya da yemek tarifleri? Daha hafif bir şeyler isterseniz kafanızı şöyle uzatıp bakmanız yeterli. Bir kol mesafesinde, öyle gözünüze gözüne “en çok satanlar” sokulmuyor. Her yazar burada demokrasiyi tadıyor, eşit. Seçkinlik, kitaplar bir göz ziyafeti sunuyor. Resmen çağırıyorlar. “Önce bana bak”. Semt pazarlarında en sevdiğim esnaf domatese, patatese dokunmama izin veren türden olanı. Burada da öyle. 6.45 in bir sahibi yok sanki ama 6.45 in bir ruhu var. Kitaplar, raflar kendi kendini o kadar güzel idare ediyor ki. Arka planda çalan müziği, sanırım onu da kitaplar idare ediyor.

Koltukta okuyarak resmen bir saat zaman geçti, anlamadım bile. Nasıl geçti. O anda geniş vitrinin önünden binlerce insan akmış, zaman akmış, ama ben anlamadım bile. Gençler içeri girince biraz kendi aralarında geçen konuşmalara kulak kabartayım diye okuduğum kitaptan kafayı kaldırdım. Bu memlekete umut bağlamamı sağlayan 15’lilerin konuşmaları kitaplar üzerineydi. Bir kedi mutluluğunda koltuğuma geri gömüldüm.

Merakıma yenilip, raflara uzandım iştahla. Ensemde bir nefes bekliyorum. Hani “beyefendi almayacaksanız bakmayın” uyarılarına o kadar alışığım ki. Kimse beni rahatsız etmeyince rahatsız oldum, emin olmak için birkaç kitabı bilerek olmaları gerekmeyen yerlere sokuşturdum. Yine tık yok. İstediğin özgürlükse, özgürlük bu işte. Dükkan benimmiş gibi dolaşıyorum.

Dükkan sahibi Orkun, bir yerlerden çıktı. Sislerin arasından falan değil. O kadar güzel kamufle etmiş ki kendi. Görmek için bakmak lazım. Bir saadet zinciri kuruldu aramızda birden. Aradığım kitabın daha adını tamamlamadan önümde buluyorum. Yine bir filozof. Yine her şeyi su gibi içmiş bilge bir okuyucu. Hangi kitabı sorarsanız sorun okumuş, bilgisi ve size verecek fikri var. En sevdiğim şey, kıyafet alırken “abi size bu daha çok gider” diyen tezgahtar. Orkun da öyle, “onu değil bunu öneririm, kesin seversin” diyor.

Orkun başlı başına bir deneyim. Dükkan gibi. Deniyorum bakalım bağ mı kuracak yoksa satış mı yapacak diye. Bir fikrim var diyorum Anadolu efsaneleri üzerine “sana bulur getiririm” diyor. Zokayı yuttu diye düşünürken sipariş ettim bile hafta içi gelir diyor. Bende bir merak “bir sırt sıvazlama hamlesi mi acaba” diye düşünürken hafta içi telefonuma mesaj, “kitaplarınız gelmiştir”.

Vesselam. Şimdi 6.45 Dükkan mı deneyim yoksa Orkun’un müşteri odaklılığı mı, bilemedim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s