YAZMAK

IMG_9736-2.jpg

Tesadüf diyeceğim ama evrende tesadüfe yer olmadığını bildiğim için demekten vazgeçtim. Bilgisine, bu bilgiyi karşısındakine olgunlukla ezmeden aktarışına hayran kaldığım Haydar Aksoy abiyle bir kitapçıda tanıştım. Bu türde insanlara bayılıyorum. Aradığınız kitaptan bir cümle parçası bile kalmamış aklınızda, adını hatırlamak için aranır dururken, size o cümlenin geçtiği pasajı ezberden okuyan tipte insanlar vardır ya, Haydar abi o türden bir adam. Orta boy, kısa kesilmiş saçlar, yüze muhteşem oturmuş ve binlerce kitap okumaktan parlamış gözleri öne çıkaran gözlüğüyle tam bir kitap, pardon “insan” kurdu bir adam. Sohbetin derinleştiği bir anda hem aradığım kitabı bulmuş olmanın rahatlaması, hem de derin bilge bir adamın karşımdaki varlığıyla “ben de ara sıra yazıyorum” ifadesi ağzımdan kaçıverdi. O da ne? Haydar abinin (hukukçu kimliği dışında) kendisi de bazı gazetelerde yazarmış. Adını duymadığım, takip etmediğim için hafif mahcup oldum. Sanki herkesi okumak zorundaymışım gibi aptal bir saplantıya kapılmışım 6 yaşından bu yana.

Şaşırdı diyemem ama bu ifadeye sevindiğini düşündüm. Kocaman gülümsedi. “Biliyor musun Atila bu memleketin insanı yazmıyor, yazdığın için seni tebrik ederim”, dedi. Daha ne yazdığımı, iyi olup olmadığına bakmadan doğrudan iyi ki yazıyorsun demesine eşlik eden büyük gülümseme bana kendimi iyi hissettirdi. Özellikle yayın evimden, fikirlerine itimat ettiğim, GEÇİT: BEN KAYBOLMADAN ÖNCE adlı kitabımın ikinci baskıya geçtiğini haber vererek “işler iyi gidiyor, iyi yazıyorsun” diye egomu okşayan bir tanışın, basıma geçmeye hazır BABANIN MEVSİMLERİ adlı kitabımın kapağı konusunda uyuşamadığımız için sonrasında “aslında biliyor musun, senin kitap satmıyor biz tanıdıklara bir iki almasını rica ediyoruz” diyerek yazmaya yönelik tüm güdümü bir anda yerle bir etmesinin üstünden kısa bir zaman geçmişken. Neyse artık umursamıyorum. Her şey olması gerektiği gibi oluyor.

Haydar abiye döneyim: “Kitabını hemen alıp okuyacağım” diyerek ismini aldı, kaşla göz arasında bilgisayarın arkasına geçerek internette bulup, özetini okumuştu bile. O bilgisayarın arkasında ben önünde muhabbet devam ederken “yazmak gerekli” diye devam etti ve Alzheimer’in ilk bulunuşunun hikayesini bir çırpıda anlatıverdi. Adını hatırlamıyorum ama kendinde farklı değişimler hisseden bir kişi her gün günlük tutarak “bugün şunu fark ettim. Eski olayları net hatırlıyorum ama arabanın anahtarının nerede olduğunu bir türlü bulamıyorum” vb düştüğü notlar Alzeimer’in algoritmasının anlaşılmasında önemli bir rehber olmuş. Yazmak her zaman işe yarıyor, biz ise buna vakit ayırmıyoruz diyerek bana yeniden yazma motivasyonu veren Haydar abi arayıp ta bulamadığımız Halil Cibran’ı önümüze altın tepside sunuverdi. Müteşekkir değil sadece, hayran kaldım.

Cibranın derin manalı şiiriyle tamamlayalım:

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhları yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever

YAZMAK” üzerine bir yorum

  1. Harikaydı, teşekkürler. Ben yazmanın bir kimlik sahibi olmak gayesi güttüğünü düşünürüm. Zira insanın kalıcı bir eser bırakmak, topluma faydalı olmak ya da duygularını anlatmak istemesi hep bir hüviyetin koşması derdinden değil midir?
    Bir de üstadınızın da dediği gibi az yazıyoruz. Milletçe… Çünkü hem eğitim sistemimiz, hem de kaleme bakışımız bunu tetikliyor. Gerçi sosyal medyanın yaygınlaşması ile hepimizde zuhur eden beyanat verme hastalığı yazmamıza biraz katkı sağlıyor ya..
    İnsan neden yazar başlıklı konum ilginizi çekerse bağlantıyı müsadenizle buraya bırakıyorum http://kalemiye.com/insan-neden-yazar/

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s