Hayatın Kaynağı

Hayatın Kaynağı adlı kitap, Ayn Rand kaleme almış . Sinan Çetin tarafından ülkemize kazandırılmış önemli edebi ve ebedi bu çeviriyi, yapıtı bana kazandıran ise ruhumun ilacı. Hayatın kaynağından önce vardı ve Hayatın Kaynağından sonra var, artık. Romanın baş kahramanını Roark diye düşünüyorsun ama sonra Dominique oluyor, bir an Catherine, Mooley ve sona Peter ya da Wynand. Roark sevdiğim bir karakter. İlginç ve iri bir fizik, hiçbir şeyden etkilenmezlere özgü ifadesiz bir surata eşlik eden müthiş arayıcı gözler. Neden Roark’ı seviyorum. Michelangelo olduğu ya da olmayı istediği için değil. Yani Michelangelo gibi insanların hayranlık duyduğu eserleri üretmesi değil ölçütüm. Diğer mimarları taklit etmektense kendine özgü bir tarzı olmasının daha önemli olduğunu yaşaması ve bunu kabul ettirme dirayeti beni etkileyen. Hem mimarlıktaki iş hayatında hem de günlük gündelik yaşamında.

Sanırım kendimden parçalar bulduğumdan dolayı çok yakın hissediyorum Roark’a. Mimarlık Fakültesinden 3. sınıfta “sen buraya ait değilsin, uyumlu değilsin” diyerek atılıyor. Roark’da biat yok, kabiliyetleri arasında emir almak yok, gücenmek yok, yalvarma diye bir şey yok, asla kendini üzmüyor, geleni olduğu gibi kabul ediyor. Okuldan atılmadan önce uzunca bir süre evinde kiracı olarak kaldığı Peter ise mimarlığı ve sonrasında iş tekliflerinin parlak namzeti ama içinde oldukça güven eksikliği olan, yeteneksizliğini, aslında maskesi parlak görünen ama içerden dayanaksız olan, kabiliyetlerinin olmadığını fark eden ve edecek tek kişinin Roark olduğunu bilen biri.

Peter kendinden daha iyi, bu tek ve ezeli rakibini yok etmek istiyor. Çizimlerini Roark’ın rızasıyla çalıyor. Evet, rızasıyla çalıyor. Roark’da sahiplik duygusu başka bir boyutta, önemli olan eserin yaşaması diyor. Ancak, yok ederken Roark’ın acı çektiğini görmek Peter’i daha da zevklendirecek. Ama Roark en umutsuz anlarda dahi ona bu zevki tattırmıyor. Hayır Peter’i kafasına taktığı için değil, aslında onu önemsemiyor bile. Sessiz kalması ve Peter’in yaptıklarını önemsemez duruşu Peter’i daha da deli ediyor. Roark, zamanını Peter’a çaldırmıyor.

Bir sahne  tasviri var. Roark kendine özgü tarzından dolayı iş hayatında da sürekli dışlanıyor. Peter ise zaten ün yapmış bir mimarlık ofisinde en iyi yaptığı ayak oyunlarıyla oldukça çabuk yükseliyor. Günün birinde New York kentine insanı köle olarak göstermeyen, önceli benzer amaçlı yapılara meydan okuyan tapınağı inşa eden Roark’ın ayağı Tooley denen bir gazeteci  tarafından insafsızca kaydırılıyor. Roark yaptığı binanın sahibi tarafından mahkemeye veriliyor. Mahkemede savunmasını tek kelime konuşmadan sadece çizimlerini masaya koyarak yapıyor. Davaya kaybeden Roark kendisini mali açıdan sarsacak bir tazminatı ödüyor ve Peter’in de dahil olduğu mimarlarca değiştirilen tapınak binasına bir gün ziyarette bulunuyor. Ayak kaydırma oyununun arkasında olan gazeteci, o da o anda orada, karanlıklar arasından çıkıyor ve Roark’a onu en iyi anlayanın kendisi olduğunu söylüyor. “Bana kızdığını biliyorum”, diyor onca entrikanın arkasındaki gazeteci Tooley. Roark ise “size kızmadım” diyor. Tooley “ama onca şeyden sonra bana söyleyecek hiçbir şeyiniz de mi yok!” diyor. Roark ise “evet yok, çünkü sizi düşünmüyorum ki” diyor.

Hayatın kaynağına dair ne oluyorsa zihinde oluyor. Korkuların esiri de efendisi de olmak mümkün.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s