Yanlışlar üzerine

Anne ve babanın yanlış yapmamak için yeterince hassas davrandıkları bir sürü konu var.  Yanlış yapmaktan hepimizin ödü kopuyor. Ancak, çocuğa yanlış örnek olmamaya çalışırken bir yandan da başka bir paradoks yaratılıyor. “Mükemmeliyetçilik” dayatması. Düşünsenize, yanlış yapmayan bir baba, asla yanlış yapmayan bir anne denkleminin diğer tarafında ise asla ve katta yanlış yapmaması istenen “mükemmel çocuk”.

Mükemmel çocuk olmanın faturası insanın taşıyabileceğinden daha ağır ve kolay kolayda yapıştığı sırttan ayrılmıyor. En hızlı koşmak, en yükseğe zıplamak, güzel dansı yapmak, en yüksek notu almak, en iyi işe yerleşmek, en iyi evliliği yapmak, en güzel çocuğu doğurmak, çocuğu en örnek yetiştirmek… Anne ve babasının çıtasıyla değil çevrede diğer anne ve babaların çıtasıyla da mücadele ve rekabet halinde olan milyonlarca çocuk. Sıralamak istemiyorum ama mükemmeliyetçiliğin en olağan sonucu istediği gibi biri olamamak, istediği gibi yaşayamamak ve bunun farkına çok sonra varmak. Mükemmeliyetin yarattığı aforizmalar sonsuz. Sürekli dışarıdan takdir edilmeyi beklemek, mükemmel olmadığına inandığı ancak yeterince iyi olan her şey için içerde uyanan şüphenin takip ettiği hiçbir şeyden tatmin olmama duygusuzluğu. Hepimiz matematikçi, mühendis, doktor olmak zorunda değiliz ama mutlu olmak ortak paydamız.

Fiziksel temas özrü bulunan toplumda, bir de çocukken ruhların doğru anlarda okşanmaması, çocuğun kendini unutup sadece anne-babanın takdirine bağımlı kalması, ergenlikte baş gösteren ve bütün hayatı muhtemelen mahfeden “aidiyetsizliğin” ya da “bağ kuramamanın” ana nedenleri arasında olabilir.

Bağ kuramayan ve takdir bağımlısı insan tatminsizliğin içinde kıvranır. Yaptığı iş, kurduğu yuva, sahip oldukları yeterli değildir. Kafasına kazınmış mükemmelliğin resmi hep yarımdır. Tamamlanamaz. Tatminsizliği eşine, işine ve çocuklara yansır. Uzaklaşır, yabancılaşır ve kendini başarı denen dipsiz kuyunun yerkulesi içine hapseder. Amaç kuyudan çıkmaktır ama her zıplamada ayak basılan basamak kadar yeni basamaklar kulenin  sonuna eklenir. Bu bir çıkış değil gerçekte iniştir. Kuleden çıkmak istemekle birlikte içinde keşke kule daha derin olsa niyeti vardır.

Kısaca, çocuğumuzu yıpratıcı eleştirmeden, yermeden ve gereksiz, abartısız övmeden bir gün geçirebilir miyiz?

Yani “ooo çok mükemmel olmuş” demeden sadece “ilginç olmuş” demek…

“Sıfır hata bekliyorum” demeden “canın sağ olsun, ben senin her halini seviyorum” demek…

“Senin sınıftaki Ayla tam burs kazanmış, ya sen” demeden “her zaman yanındayım” demek…

“Oğlum o senin daha ilk kız arkadaşın nereden çıktı evlenmek” demeden “keyfinize bakın çocuklar” demek…

“Elalemin oğlu Hüsain Bolt gibi koşuyor ya sen” demeden “yürümek de güzel” demek…

“Sınıfta herkesten gerideymişsin” demeden “bu akşam bir sinema yapalım mı” demek…

Eğitimi okula, başkasına bırakmanın kolaylığı mükemmeliyetine sığınmadan asıl eğitimi ailede vermeyi denemek.

 

Yanlışlar üzerine” üzerine bir yorum

  1. Hocam her anne ve babanın ihtiyacı olan konuları siz bizden önce yaşayarak deneyimliyorsunuz ve aktarıyorsunuz. Harika. Dr. Özgür Bolat’in “Beni ödülle cezalandîrma” kitabı incelenmeye deger kitaplar arasında.

    Saygılar…

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s