MAHSERIN DORT ATLISI

UZUN YAŞAMANIN SIRRI: MAHŞERİN DÖRT ATLISINA DİKKAT

80 Yıldır devam eden bir araştırmanın sonuçları ortaya koymuş, uzun ve mutlu yaşamanın sırrı anlamlı ilişki de yatıyor.

Sana gelen işaret senden giden vesileyse ilişkiyi anlamlı, derin kılan ne?

Küçük bir teste var mısın? Sorularımı dürüstçe yanıtla:

İlişkinde:

Eleştiri, iğneleme, hor görme var mı?
Kendini sürekli savunarak, seni/onu duymazlıktan gelmek var mı?
Dolup taştığınız oluyor mu?
Fizyolojik olarak sıkıntılar var mı (sinirden nabzın yükseliyor mu)?
İlişkiyi kurtaralım niyetiyle başarısız onarma harekatı oldu mu?
Geçmişinizi yeniden mı yazıyorsunuz (yani hep kötü anılar mı geliyor akla)?

Eğer “evet” varsa, durun tahmin edeyim, %91 olasılıkla bitecek bu iş, çünkü ilişki ANLAMSIZ, DERİN DEĞİL!!!

İnsan ilişkileri inişli çıkışlı. Yaranın iyileşmesi için illa iltihaplanmasını mı beklemeli?

Yok belki hala kurtarılabilir, üzülmeyin.

Küçük bir hatırlatma.

Arabamı her zamanki gibi yandaki kaldırıma çapraz park ettim Kaldırımdan yavaş adımlarla güzel bir kahve içmek niyetiyle, hem de denizin en mavisinin olduğu bir yerde olmanın keyfiyle başladım yürümeye. Karşıdan iki yetişkin, kadın ve erkek geliyor. Belli arada biraz gerilim var, bana doğru yürüyerek yaklaşıyorlar. Arkadaki 3 yaşlarındaki ufaklığı yanıma gelene kadar fark etmedim. Bu oyundaki en önemli yıldız o aslında.

Neyse konumuza döneyim.

Tanımadığım bu çift ya ayrılmak üzere ya da ayrılmışlar bilemedim ama aradaki mesafe, vücutların diğerini dışlamak adına farklı yöne dönüşü, aslında “arkada çocuk olmasa yüzüne bile bakmam senin” tarzında. Tablo karışık. Kulaklarımı çok şeye kapatmak istesem de belli ki onlar duyulmaktan çok ta rahatsız değiller. Ya da gerçekte olaya o kadar kaptırmışlar ki çevrede neler var farkında bile değiller. İlk duyduğum cümle erkekten “sen diye kalktın ki”, kadın belli bu dominant ve hükmedici soruyla çok tanışık, daha sert bir sesle “ama sen kalkmamı istedin ki”. Adamın cevabı “ben sana öyle bir şey demedim, uydurma”. Kadın karşı atakta “pişkinlik yapıyorsun yine, ne dediğini bile hatırlamayacak kadar sinirlisin?” Bu kadar cümleyi ne kadar hızda sarf ettiklerini anlatamam. Benim bunu duyabileceğim mesafe 10 adım kadar. Sonra arkadan gelen çocuk annesini taklit ediyor, avuçlar yukarı bakarak eller havada “kalktın, kalktın, kalktın”. Yani olan olmuş, biten bitmiş, tartışmak niye modunda.

Ömür biçemem ama bu şekilde bir iletişimin olduğu ilişkinin sonu belli. Anlamak için değil tartışma daha ziyade üstünlük ya da ezilmemek için. İlişkilerdeki bu zehirlenmenin nedeni ne diye düşündüm. Ahu yetişti imdadıma.

Çatışma kaçınılmaz, ne kadar sert başlarsa o kadar da sert bitiyor.

“Sorun bende değil sende” insan ilişkilerinde atom bombası kadar etkili.

Mahşerin dört atlısı ölüm, açlık, savaş, kıtlık değil aslına.

Mahşerin dört atlısı, eleştirmek, hor görmek, kendini savunmak ve duvar örmek.

− Eleştirmek, sözlü olarak sürekli eleştirmek, marifetin iltifata tabi olduğu gerçeğini yok etmek.
− Burada YAKINMAK yerine ELEŞTİRMEK asıl sorun. Yakınmak konuyla ilgili ama eleştiri tamamen kişiliğe karaktere yönelik olunca başlıyor tepkili gerilim.

− Kayıtsızlıkla hor görmek, dikkate dahi almamak, küçümsemek.

− Mağdur rolüne bürünmek, inkar etmek ve sürekli suçu karşıya atmak

− Duvar örerek uzaklaşmak.

Keşke hep çocuklar konuşsa da biz DİNLESEK.

Yazar: berraligezgin

Tutkulu bir öğrenci...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s