Acil 0 grubu oksitosine ihtiyaç var:)

Doktor bu defa çok ciddi. Alnı düşünceden ve ciddiyetten kırış kırış.
 
Hımmm. Kan değerleriniz hiç olmadığı kadar kötü?
 
Ne yaptım da kan değerlerim bu kadar kötü diye düşünürken o nabzımı kontrol etmeye başladı. Kabul ediyorum, yaramazlık yaptım bu aralar. Gözlerimi kaçırdım yakalanmamak için.
 
“Cık, cık” diyen doktoruma alık alık bakıyorum. Anladı galiba.
 
Eli reçete kartonuna gitti. Ciddi ciddi birşeyler yazmaya başladı. Bende bir telaş. Zaten bir sürü hap kullanıyorum. Katlayarak reçeteyi uzattığına göre sanırım 3 gün ömrüm kaldı. Panikdeyim ama gerçeği ne kadar geç öğrenirsem o kadar iyidir diye reçeteyi cebime attım. Dışarı çıktım.
 
Allah’ım ya son günümse! Ne yapmayı isterdim acaba, hele hele son saatlerse kimi görmeyi isterdim diye düşünürken görmek istemediğim bir sahnenin içinde buluverdim kendimi.
 
Birbirine bağıran insanlar.
Kavga edenler.
Kaldırımda geldikleri gibi gitmeyen araçlar.
Kesilen ağaçlar.
Belediyenin üstünü kapatmadığı çukur.
Sokak köpeğini kovalayan zabıta.
İşgalci esnaf.
Umut tacirleri.
Faturalar.
Çocuğunu haşlayan.
Kuşları taşlayan.
Uyur gezerler…
 
Silkelendim.
 
Son günümde “başka şeyler görmeliydim” diye acıtasyon yapıp kendimi mağdur rolüne sokmaya çalıştım.
 
Elim cebime gitti. Katlanmış reçeteyi buldum açtım. Şaşırdım. Oturmak zorunda kaldım.
 
Reçetede
 
“Atila, sevgisiz kalmışsın” yazıyordu.
 
Neden kendimi bu kadar sevgisiz kalmış ve kötü hissediyorum, ya ben ne yapacağım diye daha da karalara bağlayacağımı bildiğinden altına
 
“Kendini değerli hissettirecek birşeyler yapmalısın” yazmış.
 
 
Kariyerse kariyer, başarıysa başarı, ünvasa ünvan, ödülse ödül hiç biri beni gerçekten değerli hissettirmedi ki!
 
Peki ne yapmalıyım?
 
 
Gördüğüm bazı sahnelerden dolayı tam da aklımdan “çocukların değil, asıl ailelerin eğitime ihtiyacı var galiba” düşüncesi geçiyordu ki ruhumun ilacı yine uzandı ve dedi ki “çocuğun gölgesinde uyu”. Bazen kendim bile inanamıyorum ne kadar “aynı zamanda aynı konuları düşünüyoruz” diye.
 
Ancak çocuklarımın gölgesinde uyursam değerli hissedebilirim. Evet şu an yanımda yoklar ama geçmişte anı olarak da kalsa çocuklarımı düşünmek bile sevgi rengimi değiştiriverdi aniden.
 
Off ne anılar ne anılar:)
 
Adının başında uzman kelimesi yer alan bazı büyüklerin uyarılarını dikkate almadan bol bol temas ettim çocuklarımla. Yanaklarından, yumru yumru parmaklarından bol bol öptüm, iyi ki de öpmüşüm. Ellerinden tuttum doyasıya ama doyamadım. İp atladım gün boyu ama yorulmadım. Ne yapbozlar, ne saklambaç oynadım birlikte hep yakalandım. Oğlumla futbol, kızımla voleybol, her ikisiyle basketbol ve tenis oynadım zaman nasıl geçti anlamadım. Kumlara uzandım, dağlara tırmandım, geçit vermeyen ağaçların arasından sürünerek geçip birlikte kahramanlık yaptım. Rica üzerine at oldum, daracık koridorları kale yaptım, yürüyüş yollarını tenis sahası, yüksekleri pota hiç usanmadım. Zaman zaman köpeklere zaman zaman kedilere fısıldayan adam oldum, her çocuğun hayali ağaç evi çiziminden yapımına, her anında amelelik yaptım..
 
Ve geriye dönüp baktığımda sordum kendime o zamanlar sen hiç mi yorulmadın?
 
Yorulmadım.
 
Neden mi?
 
Çünkü onlara sarıldım, sürekli şarj oldum. Masal anlatırken yanlarında onlardan önce uykuya daldım. Ve bitmeyen enerjinin, iyimserliğin, arınmanın, sakinliğin, güvenin, mutluluğun pınarının çocuklarım olduğunu anladım.
 
Palavrayı, dünyayı kurtarmayı bırakın.
 
Boş verin.
 
Hadi bu gece onlara kocaman sarılın.

Yazar: berraligezgin

Tutkulu bir öğrenci...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s