Dilek bahçesi…

“Bir bahçem olsa ve orada istediğim herşeyi yetiştirsem, çiçekler, ağaçlar, sebzeler… ” Bu düşünce birçoğumuzun zihninden en az bir kere geçmiştir ve nedense emekliliğe bırakırız hayallerimizi.

Oysaki bir bahçemiz var ve beklemeye de gerek yok. Hem de çok yakında. İçimizde. Mıknatızsız demir bir tüyü bile kaldıramazken mıktanıslı demir nasıl oluyorda kendi ağırlığının 12 katına kadar kaldırabiliyor? İşte öyle mucizevi bir bahçe.

Acaba “bir sen daha mı var senden içeri?”

İnanamayacaksınız ama öyle nadasa da gerek yok  bu bahçede, her daim verimli. Tohum olarak ne ekerseniz kesin onu alabileceğiniz tek bahçe.  Hani hikaye odur ya cennette her dileği gerçekleşirmiş insanın, işte onun gibi birşey. Bu bahçeyi fark ettikten sonra artık bir sürü işsizlik, parasızlık, başarısızlık ve de en önemlisi mutsuzluk gibi bedbaht sonuçlarla mücadele etmenize gerek kalmayacak.

Öyle bir bahçe ki sizin bahçıvanlık yeteneklerinize göre mahsul veriyor. Mevsiminde ne ekeceğini bilen, sulamasına, çapasına dikkat eden, tohumları özenle seçen bir bahçıvanın çıkan üründen şikayet etme ihtimali nedir ki?  Ama evrensel bahçıvanlık kuralını hatırlatalım. Aynı anda aynı toprağa farklı tohumlar ekilmez. Her bitkinin ihtiyaç duyduğu mineral farklıdır, mazallah birde tek tip gübre verirseniz, ki genelde yapılan budur, aslında çok da istemediğiniz bir şeyin diğerlerini kurutarak yeşermesine sebebiyet verirsiniz. Toprak hepsini yeşertmeyecek ancak çok az da olsa yaşama şansı olanın yetişmesine izin verecektir. İkinci evrensel bahçıvanlık kuralı ise her duyduğuna inanma. Duyabilirsin ama inanmak zorunda değilsin. Diğer bahçıvanlardan duyduklarının hepsi gerçek olmayabilir!

Korku ekiyorsunuz öyle mi oh ne ala. Bir de endişeyle onu gübreliyorsunuz. Hop korkunuz, en kötü kabusunuz gerçekleşiyor. Parasız kalmaktan ürküyorsunuz değil mi, merak etmeyin bahçe siz bunu ektiğiniz için üretiyor. Param yok diyorsunuz ve paranız olmuyor!  Para kazanmakla ilgili tüm olasılıkları imha ediyor. İşsiz kalmaktan korkuyorsunuz değil mi? Çok düşünmeyin bahçeniz sizi muradınıza erdiriyor.  Benden adam olmaz diyorsunuz ve sizden adam olmuyor. Ne kadar sakarım diyorsunuz ve dilek bahçeniz sizi sakarlıkla mutlu etmeye devam ediyor. Bunu çocuklarına her gün söyleyen anne ve babalar siz nelere sebep oluyorsunuz ah bir bilseniz. Bu çocuğun öksürüğü hiç geçmiyor ve gerçektende geçmiyor, bu sefer onun bahçesine hakkınız olmadığı halde tohum atıyorsunuz. Mutsuzum diyorsunuz. Dilek bahçeniz buna içtenlikle inanarak dileğinizi yerine getiriyor ve sizin mutsuzluğunuzu ebedi kılıyor. Hasta olacağım diyorsunuz. Aklınızdan geçirdiğiniz hastalık neyse bahçenizde o bitiyor, hastalıkta kalıyorsunuz. Zayıflayamıyorum mu diyorsunuz, aaa evet hala şişmanlıyorsunuz. Senin için sağ kolumu veririm diyorsunuz ve sonra gerçekten o kolu veriyorsunuz!

Pardon bir de dışarıdan rüzgarla, yağmurla, diğer tohumların arasında bahçenize getirilen yabani ot, tohum durumu var. Tahribat genli kolektif telkin tohumlara örnekler:

Bu işe yaramaz
Yapamazsın
Yapmamalısın
Asla başarılı olamazsın
Hiç şansın yok
Mutlu evlilik yoktur
Dünya gitgide bozuluyor
Kimse kimseyi umursamıyor
Hayat zor
Ekmek aslanın ağzında
Artık çok yaşlısın
Ekonomik kriz var
Her şey gitgide bozuluyor
Ekmek aslanın midesinde
Aşk bir yalan
Erkekler aldatır
Kazanamazsın
Hayat kısa
Dikkat et hastalanacaksın
Kimseye güvenilmez
Ülke bölünecek
Bu hayatta babana bile güvenmeyeceksin…
Bu beklenti tohumları diğer tohumlardan ayırt edilmezse bahçe istisnasız çorak kalır.

Kapana kısıldım, çıkış yok düşüncesi insana var olmayanı yaşatıp, kehanete bile gerek olmayan olasılıkları yaşatıyor. Bilinçaltı kendine dikte edilen komutları gerçekleştirmek için uğraşıyor. Bahçeye ne ektiğiniz gibi, bilinçaltına ektiğiniz tohumların hasatını muhakkak yaparsınız. Derin soğutuculu bir depoya girdiğinizi ve sizi orada fark etmedikleri için kapının dışarıdan üzerinize kilitlendiğini düşünün. Aklınıza ilk gelen şey “burada donup öleceğim olacaktır”. Gerçek bir olayda da görüldüğü üzere aslında deponun  ısısı normalde olsa ertesi gün kapı açılmadan kişinin ölmüş olacağıdır. İşden galiba ayrılmak istiyorum dediniz, demekle kalmadınız ve iş yerinizle manevi bağlarınızı kopardınız ve bir süre sonra da işden ayrıldınız. Peki sizi işinizden ayıran patron mu yoksa süreci başlatan siz misiniz? Ha bu arada işsiz kalmak bir kabus olmamalı. Bazen insanın gelişmesi için işsiz kalması gerekiyor. Mutlu insanları mutsuz insanlardan ayıran en önemli özellikle gelişme isteği, diğerindeki ise sabitlik isteği. Gelişmenin neresi kötü olabilir ki:)

Bahçeye dönmek gerekirse biz bilgisayar kullanan bir nesiliz, bahçemiz ise yazılım. Tüm mesele girilmesi gereken komutları hatırlamak.

İpte yürümek yerine ipten düşmeyi düşünüyorsanız, eh sonunda ne olacağını ben söylemeyim. Nasıl olsa kehanet kendi kendini gerçekleştirir.

Unutmayın kendiniz, çocuğunuzda dahil birini başarılı ya da başarısız, mutlu ya da mutsuz kılmak elinizde. İnanç ekin yeter!

Sürekli nefes alıp verdiğimiz gibi sürekli telkin alıp verdiğimizide anımsayalım.

Kendimizin veya başkalarının beklentilerini gerçekleştirmek için çaba gösterdiğimiz bilimle açıklanabiliyorsa sizden olumsuz beklentileri olanları biraz dışarıda tutun yeter.

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s