Zırhlar

Belki oldukça sık duymuştum önceleri ama son zamanlarda bazı sözcükler ve ifadelere daha dikkat eder oldum, oldukça düşündürücü olanlar var. Bunlardan bir tanesi “ruh acıyla gelişir”. Canının yanmaması için zırh giymeyi öğrenmelidir insan!
 
Acının zırhı delmemesi için her acıyla birlikte zırhın kalınlığı da artar. Dışarıdan içeri hiçbir şey sızamaz, etkileyemez. Zırhın kalın olması elbette iyidir. Ancak, zırh kalınlaştıkça dışarıdan içeri bir şeyin girememesi kadar içerdekinin de dışarı çıkamaması olasıdır. Bauby’nin gerçek yaşam öyküsündeki (Kelebek ve Dalgıç, şiddetle tavsiye ederim) locked-in sendromu gibi bir şey. Çoğumuzun zırhıyla dolaştığı bir dünyada içerdekine hapis hayatı yaşatan bu zırhları insanın neden taşımak istediği bir paradoks değil de nedir? Zırhla birlikte hissizleşme, duyarsızlaşma artarken, özellikle hissetme, tatma, görme, işitme yetilerinde azalma olacaktır. Hayatın tadı hem eğlenceli olmasında hem de acısında değil midir?
 
Diğer söz ise “her şeyin zıddını içinde taşıması”. İyi dediğin şey kötüye dönebilir, kötü dediğin şey ise iyiye evrilebilir ya da “her şey çift yaratılmıştır” gibi. Denge için iki uca ihtiyaç var. Her şeyin zıddıyla var olması kişinin kendini ya da diğerlerinin kişiliklerini tanımlarken göz ardı edilen bir durum. Bir insan kendi zırhını iyi, müşfik, güçlü olarak tanımlarken içinde kötü, sert ve zayıf yanların olmadığına inanması yüksek risk barındıran muğlak bir bakış açısı. İyi olarak bildiğimiz, yerlere göklere sığdıramadığımız kendimizde kötü de bulunabilir. Ne var ki ve bu gayet normaldir. Aynen güney ve kuzey kutupları gibi. Her ne kadar birbirinin karşısı gibi görünseler de, ancak ikisinin varlığı dünyayı bir küre olarak bütünlük içinde tutmaktadır.
 
Gestalt Terapi hakkında bir kitap okurken (Nilüfer Voltan Acar) beni düşündüren bir diğer kelime ise olgunluk oldu. Olgun bir zırh. “Olgunluğun” gün görmüş, ağırbaşlı, lafını tartarak söyleyen, hatta hal ve hareketlerinde sakinlik barındıran bir sıfat olarak düşündüğüm mevcut tanımının yetersiz olduğunu idrak ettim. Onun yerine Nilüfer’in dediği gibi olgunluk “dışarıdan, çevreden desteğe ihtiyaç duymadan kendi içinden destekle yaşamak” olarak tanımlansa ne olurdu acaba? O ağırbaşlı, sessiz ve sakin görünmelerin altında yatanın bir kaçış olma olasılığı neydi?
 
Eskiden insan en yakın beş arkadaşının ortalamasıdır sözünü çok haklı çıkartan deneyimlerim olmuştu. Şimdilerin alışılmadık sosyal yalnızlıkta ise okumakta olduğu kitapların kişinin zırhını yansıtmada bazı ipuçları verdiğine inanıyorum. Havaalanındayım. Yine beni tetikleyen kelimeler ve sözlerle ilgili notlarımı karıştırıyor, bir kitaptan diğerine dalıyorum. Karşımda oturan genç adam nazik bir dille “hocam acaba siz psikolog musunuz?” diye soru verdi. Tam da “benim zırhım ne” sorularıyla meşgul olduğum ana denk gelen bu sorular elbette bir tesadüf olamazdı. Doktor açık hava yazdı, “talimathanede” çalışmıyorum, özgürüm demek üzereyken o devam etti, kendisi de psikoloji alanında üniversite öğrencisiymiş. Hem kısa hem uzun bir konuşma oldu. Zırhlaşmanın toplumsal histeriye dönüşmesinin nedenlerinden biri olarak, zihinlerimizin gelecek kaygılarıyla ve geçmişte yarım kalmış işler, pişmanlıklarla meşgul olması olduğunda mutabık kaldık. Meraklı bir öğrenci. “Çözümü ne bu zırhtan kurtulmanın?” diye sordu, tek kelimelik cevabın peşindeydi.
 
“Teslimiyet” dedim ve zırhsız elimi kolumu sallayarak, hafiflemiş şekilde çıktım.

Yazar: berraligezgin

Tutkulu bir öğrenci...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s