Bu işte bir iş var!

Hangi düzeyde olursa olsun, aile de dahil, eğitim programlarının başarısını tartışmaya dahi gerek yok, değil mi? Müthiş bir sonuç!

 

Başkasının başarısını takdir eden ama kendini takdir edemeyen o kadar çok ki.  Diyelim kendini takdir ediyor, bu sefer de ayarı tutturamıyor, küçük dağları ben yarattım kibrinden mustarip.

 

Dinleme karnemiz “pekiyi”. Karşısındakini gerçekten dinleyen hemen hemen hiç yok ki. Dinler görünenin ise sadece konuşma sırasının kendisine gelmesini beklediği o kadar belli ki. Anlamak için dinlemediği ortada.

 

Anlaşmazlık çıkarmaya bayılıyoruz. Üstelik bol kremalı, köpüklü anlaşmazlıklarda sertifikalıyız. Mantıklı olma adına duygusal tepki verip konuyu evladiyelik kişiselleştirenlerden geçilmiyor.

 

Uzlaşamıyoruz, çünkü uzlaşma uzuvlarımız yok.

 

Eşitlikçi ve adaletliyiz. Diğerinin kötü olmasını istiyoruz.

 

Yer altında gaz aramaya gerek yok ki, biz de gaz yer üstünde. Ateşlenmeye bayılıyoruz, tam bir menapoz sarmalı.

 

Mütevaziliğe tapıyoruz. Ne istiyorsun, nasıl elde edeceksin, daha mutlu olmanın yolu nedir sorusunun tek cevabı: “Para, şan, şöhrete giden her yol mubahtır”.

 

Gözümüz hep zirvede o yüzden boyun fıtığında dünya ortalamasının üstündeyiz. Şişirilmiş hayallerin zirvesinden de inemiyoruz. Dağın etekleri bize göre değil.

 

İkilemde kalmaya çok yatkınız. Neden mi? “Seni çeken nedir- seni tutan nedir?” sorusuna verilecek cevap yok.

 

Kilomuza, sağlığımıza, yediğimize çok dikkat ediyoruz. Koyun eti yiyerek koyunluk fıtratına, dana eti yiyerek hazımsızlık fıtratına, tavuk eti yiyerek zamanından önce büyüme fıtratına kavuşuyoruz. Balık da masum değil ki. Çabuk unutturuyor!

 

Bilmeyi seviyor, uygulamayı istemiyoruz. Stresin hayatı boktan hale getirdiğini bilmeyen yok. Ama sürekli olumsuzdan bahsetmek tadından yenmeyen bir şey olsa gerek ki cümleye olumlu başlayan yok.

 

Ahlaklı olmazsak olmaz. Ama niye o zaman yalan söylemek normal olmuş?

 

Yılandan falan korktuğumuz da hikaye. Asılsız. Bize dokunmadığından yaşattığımız, büyüttüğümüz yılanlarımız vızır vızır geziyor ortalıkta.

 

Yetiştirmeyi seviyoruz. Küçük ne varsa el bebek gül bebek büyütüyoruz. Çiçek, böcek, hatta insan. Ama en sevdiğimiz de laf büyütmek, yetiştirmek.

 

İnsan olmuş imkan. Selam, sabah, hal, hatır hikaye. Yakın ilişki kurmanın tek nedeni imkan.

 

Diğerinin güvenilmez kendimizin güvenilir olduğundan dem vurmazsak o gün bir şeyler eksik kalıyor. Ama güvenmenin ihanete yol vermesinden de geçilmiyor.

 

Köleliğe karşıyız, özgürleştirmeyi, salıvermeyi seviyoruz. Ancak salıverdiğimizde saldığımız sırların kölesi oluyoruz haberimiz yok.

 

İftirayı itiraf sanan çok.

 

Perdeyi çok seviyoruz. Sadece cama, pencereye değil her yere takıyoruz.

 

Ellemeye, kurcalamaya, çekiştirmeye yatkınlığımızın tek sorumlusu pazarcılar.

 

Balolar favorimiz, özellikle maskeli olanları.

 

Ve

 

Profesör ancak adı “Bence Nanay” olunca rağbet görüyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s