İçimdeki canavar

İçimizde bir canavar var. Hem de neler yapabileceğini bilmediğimiz türden. Vahşi ve acımasız. Sakın yok canım ben sakin yaradılışlıyım öyle bir şey yok benim içimde demeyin. İnsanın içinde neler neler var bir bilseniz! Ben yakın zamanda kendisiyle tanıştım,  gördüm.

Başka birinde gördüğümüz her eksiklik aslında bizde var.  Aptal, cahil, geri zekalı dediğimizde aslında kendimizde var olanları dile getiriyoruz. Kendimizde olmasa bu özellikler onu bir başkasında gördüğümüzde tanımlayamayız ki. Cahil olmasak bir başkasına cahil demeyiz ya da salak olmasak bir başkasını salaklıkla itham etmeyiz. Kişi aslında kendine söylemesi gerekenleri başkasına söyler, kendisine yakıştıramadığını başkasına yakıştırır. Yanlışları başkasına mal etmek hep kolaydır. Yanlışlamak doğrulamaktan daha az maliyetlidir.

Ama en çok ta içimizdeki canavarı es geçmemek lazım.

Çocuğunu döven anne babayı gördüğümüzde anında insafsız yargıyı yapıştırıyoruz. Kendimiz sözle de olsa çocukları dövmekten beter yapmıyor muyuz?

İşe sürekli karışan, azarlayan helikopter amirlerden sıkılıp bunalıyoruz. Eve gelince elde terlik çocukları sıkıp bunaltmıyor muyuz?

Karşımıza konan kariyer koşullarına, yerine getirmemiz beklenen  performans hedeflerine sinir oluyoruz. Evde çocuklara gelecekte ne olmaları gerektiğini dikte etmiyor muyuz?

İnsan olarak samimi değiliz. Gerçekten olduğu gibi yaşayan az. Hep bir maske.

Ama illa da içindeki canavar!

Sakın yok deme. O canavar seni ele aldığında gözün başka bir şey görmüyor. Sinirlerini ele geçiren canavar seni hiç ummadığın gayri insani hallere sokuveriyor. O canavarın önemsenme açlığı hiç bitmiyor. İlgiye, onaylanmaya açlığı hiç dinmiyor.  Zan üretme üstadı canavar acıtmak istiyor. Dikkate aldığı şeyi anında çoğaltıp, büyütüyor.  Aklını, duygularını ele geçiriyor. Taşkınlaşıp, sana diğer ucu yaşatıyor.

Karşındakini sindirmek arzusuyla yanıp tutuşuyor. O kadar canlı ve diri ki. Karşıdakinin gayri ihtiyari bir lafı ya da mimiği onun hapsolduğu yerden çıkması için yeterli. Bahane arıyor. Aradığı bahaneyi bulduğunda fırlayıveriyor. Hırpani ve diğer yaratıklara benzemiyor. Çıkmadan önce bahane arayan kulakları ve gözleri, çıktıktan sonra yok oluyor. Ne söylenenleri işitiyor ne de olanları görüyor. Kırıyor, dağıtıyor. Tsunami gibi. Sadece kaba bir ses, karşı konulamaz taşkınlık, ezici bir güç. Cinsiyetsiz, erkeği de kadını da yok!

Canavarın en büyük gücü fiziksel şiddeti değil aslında. En büyük gücü çarpıtmak. İninden çıkmadan önce duyduğu gördüğü neyse onu kendi lehine malzeme olacak şekilde bir sörf tahtasına çevirip rüzgarı arkasına almak.

Karşıdakini sindirmek için yola çıkan canavarın güçsüzlüğü de var. Dedim ya o bir ZAN ustası. Yıkıp, ezip adam ettiğini zannediyor ama sadece kendi illüzyonunu yaşıyor. Karşıdakinin fikrini değiştirmesine değil fikrinin daha da sabitlenmesine neden oluyor. Yani teslim aldığını zannediyor ama teslim oluyor.

Anlam yanılsaması diğer güçsüz yanı. Birine, olaya, konuya olan aşinalıkla onu derinden bildiğini zannetmek, hele hele sahip olduğunu düşünmek tam bir yanılsama. Ama canavar bunu bilmiyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s