Kod adı Sevgi

Sevgi antidepresanların etkisiyle kendinden geçmek üzereydi. Derin bir pişmanlıkla mücadele ediyordu. Nuri’yle tanışmasına neden olan herşeye lanet etti. Sevgi, babasının onu “sert bir kız” olarak yetiştirme saplantısıyla büyümüştü. Dizini bir yere çarpıp gözleri dolduğunda, en çok şefkat beklediği anda, babasının suratını ekşiterek “ne ağlıyorsun kız gibi” laflarıyla, babasından çekinen annesinin “ondan utanan aşağılama dolu” bakışlarıyla geçmişti çocukluğu. Çocukken sırf karnı ağrıyor diye gece uyuyamadığında saatlerce uyumamak üzere cezalandırılmaktan, dayanamayıp uykusuzluktan başı öne düşerken babasının “uyuma” diye bağırmasıyla defalarca sarsılarak uyandırılmaktan, bir kelimeyi yanlış telafuz ettiği için kafasının arkasından tutulup kitaba vurulmaktan büyüyen travması onu hiç yalnız bırakmıyordu.

Çocuk aklıya “bir daha asla kimseye duygularını göstermemeye” yeminliydi.  “Kimseye karşı duygularını belli etmeme” takıntısı içine yerleşmişti. Güvensizlik içinde büyüdüğünden duygularını ve tepkilerini bir türlü ayarlayamıyordu. Uzun süreli arkadaşlık kurmakta zorlanıyordu. Sosyal medya platformlarında, sahte adıyla gerçek hayata oranla kat be kat aktifti. Sürekli onay bekleyen, dengeyi kuramayan, sorulduğunda kendi ile ilgili fazlaca bilgi vermeyen, yapabilme potansiyeli varken inisiyatif alamadığından işleri başkasının yapmasını bekleyen, çevresine hayır diyemeyen, ilişki kurmakta zorlanan bir kişiliği vardı. Yabancı ortamda bazen hiç konuşmaz, tanıdığı, bildiği ortamlarda ise bazen hiç susmazdı. Aşırı uçlardaydı. Bazen aşırı makyaj, aşırı iddialı giyim-kuşam, aşırı konuşma, aşırı kahkaha, aşırı dikkat çekici hareketlerde bulunurdu.

Öğrenciler arasında onun sosyal yönden garip olduğunu düşünen  çoktu. Oysaki o zamanının çoğunu kendi kafasının içinde yaşıyordu. Engellerini kırarak bağlantı kurduğu insanlar, nadir de olsa çok yakınına girenler onun ne kadar samimi olduğunu gördüklerinde arkadaşlığa gösterdiği hassasiyete hayran kalırdı. Sadece dinlemeye konuşmaktan daha çok önem veriyordu. Uzun süreli ilişki kuramadığı gibi, uzun süreli bir yerde kalmayı da sevmezdi. Diğer insanların basitliklerini fark ettiğinde, saçma hareketlerinden zarar görmemek için mümkün olduğunca uzak dururdu. Kaygı onun göbek adıydı. Zihni hep kaygıyla doluydu. Zamanla kaygısını ve endişesini kontrol edemez hale geldi. En küçük seylerin, önemsiz detayların tüm hayatını mahvedecek güce ulaşmasına izin veriyordu. Olaylar arasında olmayan ya da çok ince olan bağları görüp gereksiz zincir tepkilerle ruhunu, aklını ve bedenini hırpalıyordu. Hayatının üzerinde tonlarca ağırlığıyla oturan bir filin varlığıyla yaşamına devam etmeye çalışıyordu.

Cımbızla seçilen şüphe bile uyandırmayacak ufak şeyleri besleyip büyütüyor, işlerin ters gideceğine yönelik inancı hayatını yaşanmaz kılıyordu. Sıradan rüyalar bile strese girip gününü mahvetmesi için yeterliydi. Bir yandan ölümün ya da her şeyi bırakıp gitmenin özlemiyle yanıp tutuşurken bir yandan da ya bu kadar çağırdığı ölüm onu değil kardeşini bulursa gibi yeni korkular ediniyordu. İşin içinden çıkılmaz noktalara gelmek onun için kaçınılmazdı. Gece çıldıracak gibi hissederek uyanır, nefessizlik hissi ve kalbini yakan acıyla yataktan fırlar, bir daha uyuyamazdı. Olmayan olaylar olmuşçasına sarsılırdı. Kendini zorlar, yorar, üzer ama çevresindekileri daha da üzerdi.  Bazen ne istediğini kendi bile bilemez, anlayamazdı. Dengesizliğinden kendi de bıkmıştı. “Hayatımı bunun için feda ederim” dediği şey bir saat içinde onun için istenmez olur çıkardı. Antidepresanlardan medet umuyordu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s