Ben kimim?

Onu, bunu, şunu derken son zamanlarda kendimi gözlemlemeye pek te vakit ayıramamışım.

 
Ben kimim? Bir sürü kimlik. Akademisyen, yazar, baba, oğul, kardeş, yeğen, dayı…
 
İster istemez benim kim olduğumu bir başkasının söylemesi kulağa daha doğru geliyor.
 
Size ben kimim diye sorsam eminim yanıtlar kendisine vesile olduklarımdan farklı, kendimce kendine zarar vermekten uzaklaştırdıklarımdan farklı, baş kaldırdığım benliğim üzerine hükümdarlık inşa etmek isteyenlerden başka, kan emici yarasalardan başka, bahçedeki çiçekten başka, barınak olduğum kediden başka gelecek. Gerçek beni görenden başka, kendindeki eksikliği bende bulandan başka gelecek! Rahat ve geniş anlarında bu soruya yanıt verenlerle, dalgalarımla boğuşanlar farklı yanıt verecekler! Bana yabancı olanların ve beni kendinden uzaklaştıranların yanıtları da farklı olacak! Elimde zaman zaman konaklayan mahur fırçanın, vedalaşamadığım kalemin, ara sıra da olsa da dertleştiğim “neyin”, taştan karakter yontan keskinin, akmalarına izin verdiğim duyguların, yürüdüğüm yolların, baktığım yıldızların, ektiğim tohumların yanıtları da eminim aynı olmayacak! Keşke hayatta olsaydı: En çok dedemin beni nasıl gördüğünü merak ediyorum!
 
Herkesin bildiği bir ben var, içinde kısmi ben olduğu. Karanlıkların çöktüğünde bir başka ben var. Ben bile bilmiyorum nasıl olduğunu!
 
Kim olduğumu düşünürken ana okuluna giderken ki halim geldi aklıma! Yıllar öncesinden kalan bir resmim durur. Kalabalıklar içinde her zamanki gibi değerli yalnızlık. Diğer insanlar, ben ve aramızdakiler! Önemsizliğin önemiyle parlayan gözlerim ateşli, meraklı, bir parça telaş, bir parça ümit, bir o kadar da “yeter” diyor. Eller önde saygıyla kavuşmuş, arasında bir parça kuru ekmek, akıl yaramazlıklara yelken açmış. Benden ayrılmayan tek şey ellerim. Bakışlar büyük, biraz utangaç, nedenini biliyorum ama açılmak için henüz erken. Dudaklar hafif aralık, bir söze kırgınlık var içerde, tam konuşacağım yine “acaba” sorusu kafamda, kendimi tutuyorum. Her zamanki gibi “içimden neşeliyim.” Dışarıya yansıtmıyorum. Sakin görüntümün altında çelişkili bir vahşi dalga. Göbek hafif öne çıkık, kilodan değil, gölgemi yanıltmayı seviyorum. Ayaklar yere sağlam basıyor fakat duruş biraz bozuk, bacaklar birbirine dolaşmaya hazır. Kolalanmış örgü bir yakalık boynumda. Dalaşmak, bulaşmak yasaktır yazıyor üstünde. Soldan sağa taranmış, düzgün kesilmiş koyu kahverengi dalgalı saçlar rüzgârlı havaları seviyor. Ancak nefretlik bir koyu renk içinde üniforma ve dizlere kadar çekilmiş çoraplar. Yazlık açık bir ayakkabı. Çevreyi saran ise kusurlu mutluluk. Hiçbir şey tam değil. Eksik, eski, yamalı ama samimi.
 
Ve üzerinden 42 yıl geçmiş.
 
Kula kul olmak yok. Yalvarmayan ben aynı!
 
İnsanı merkeze almaya ve arayışa devam!

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s