Apharı da kadın olmak…

Kadın derken Apharı’da kız çocuğu olarak büyümek kolay değil. Kadın olmak masallarda bile zordu ki Aparı da kolay olsun. Ya çirkin bir kurbağayı öpmek zorunda kalırsın, elma en sevdiğin meyveyse yersen zehirlenirsin, olmadı yüzyıllık uykuya yatırılsın, kuleye kapatıldığından uzattığın saçından medet umarsın, ya da külkedisi gibi hizmetçiye döner ayağını sıkacak bir ayakkabıyı tutan bir salak için pisliği temizlemeye, bulaşıkları yıkamaya mecbur bırakılırsın. Kız demek kısaca herkesin sizin hayatınıza karışma hakkını kendisinde görmesi; siz talep etmediğiniz halde korunmaya muhtaçmışsınız gibi davranması; hele bir de bağımsızlığınıza düşkünseniz sürekli bir mücadele ve müdahale halinde yaşamak zorunda bırakmasıdır. Çocukluğunuzu yaşamadan kadın gibi davranmamız beklenir. Mahallede yakan top oynamak isterken yere düşüp dizlerimi kanattığımda anneannemin “sokakta ne işin var senin, oh olsun erkek fatma” dediğinde çoktan başlamıştı benim için kadın olmak. Sekiz yaşındaki bedenime tezat erişkin aklım kantarın topuzunun erkeklerden yana bastığını erken kavramıştı.

Erkek olmak Apharı da imtiyazdı. Bu imtiyazı kazanmak için, saygınlığın yolunun erkeklerin ettiği küfürlere, küfür ederek karşılık vermek olduğunu düşünürdüm. Ancak, karşılığında yediğim küfür her seferinde ağzıma bir numara büyük gelirdi.

Memelerim çıkmaya başladığında utançtan ne yapacağını şaşırmıştım. Yürürken omuzlarımı içeri çeker, koşarken zıpladıkları belli olmasın diye kambur dururdum. Hatta çok hareketli olan ben, moral dengemi bozan yeni aksesuarlarımdan dolayı bayağı hareketsizleşmiştim. Sonra sonra bir şeyi anladım. Bir çok kadının kamburluğunun altında yatan kendine güvensiz duruşunun nedeni çıkan memeleri saklama güdüsünün çocukluktan içe yerleşmesiydi. Diğerlerine nazaran çirkinleşerek büyüyordum. Sıska, çelimsiz bir şeydim, boynum, bacaklarım uzun, belim se inceydi. Halimden nefret ediyordum. Gelecekte bedenimin bu ince haline dönmek için kendime ne eziyetler edeceğimi bilmeden utanırdım sıskalığımdan.

Bedenimdeki değişimin farkında olan bir tek ben değildim. Yolda yürürken, anneanneme bakkalda yardıma giderken, ekmekleri rafa dizerken yıllardır abi, amca dediğim adamların gözündeki ince şeytanlığa anlam veremezdim. Erkekler ağızlarının suyu aka aka her yerde mastürbasyondan bahsederken, ben seksi iğrenç bulurdum. Aşkın virüsü kanımda yavaş yavaş dolanırken sırf bana yollu demesinler diye kimseyle buluşmamış, çıkmamıştım. Ama bazıları benden fersah fersah ilerdeydi. Onların pervasızlıklarına, göğüslerini saklamadan salına salına dolaşmalarına, ben saçlarımı sıkı sıkı örerken, onların rüzgarda uçuşan saçlarına imrenirdim.

Çocukken dandigin Suzi gibi kadın olmak, birden büyümek, bütün bu saçmalıklarla başa çıkabilecek kadar güçlü olmak isterdim. Öyle güçlü ve öyle büyük görünmek isterdim ama suratımı saran sivilcelerin buna izin vermezdi. Görünmemek adına ucuz pudralar, allıkları sürer, hilkat garibesi bir halde aynanın karşısına geçer; kendimi önemli ve güzel bulmaya çalışırdım. O zamanlar dünyanın en kafası karışık palyaçosu olarak sokağa çıkardım.

Bir gün anneannem sokakta beni o halde gördü ve demediğini bırakmadı. Kolumdan çekiştirerek soktuğu avluda beklemediğim şekilde kahkahalara boğulmuştu. Komik göründüğümü, bilmiyormuş gibi “neden böyle bir şey yaptığımı?” sordu. Anlattım ama anlamadı. Anneannem için kadın olmak anne olmaktı. Fakirliğe kurban giden, göçe teslim olan, yokluklardan yuva yapmaya çalışmakla geçen bir ömür. Onun ömür dediği kışın kar boran demeden dağlarda sağılacak süt için sabah beşte kalkmak, yazın toplanacak üzüm için gün boyu güneşin altında çalışmaktı. Tarlalarda çocuk doğurup, kızamıktan çocuk kaybetmek bana çekici bir ömür gibi gelmiyordu. Cinselliğini bir gün dahi yaşamamış zavallı anneannem, bir tek harf öğrenmeden ve okula gitmeden fedakarlığı öğrenmişti. Anneannem kendini ekilecek tarla olarak gören erkek zihniyetine ne soru sorabilmiş, ne ses çıkarabilmiş, ne de ben varım ve buradayım diyebilmişti. Yolun karşısında, dut ağacının altında, onunla bütünleşmiş kayanın üstünde, çıplak ayaklarıyla, ara sıra önlüğünün cebinden çıkardığı kuru üzümleri ağzına atıp saatlerce yalnız başına otururken kimseye duyurmadan zihninde belki de ben neden kadın olarak dünyaya geldim sorusuna cevap arıyordu, kim bilir.

Hatırlarım, ilk kez adet olduğumda anneannemle fena kavga etmiştim. Yunakta yıkadığım iç çamaşırı avluya asarken yanıma gelen anneannem “sen ne yapıyorsun” diye saçlarımdan tuttuğu gibi asmaya çalıştığım külotum elimde çekiştirerek beni içeri sokmuştu Neye uğradığımı şaşırmıştım. “Neymiş, iç çamaşırı öyle ulu orta asılmazmış.” “Bir havluya sarıp asmak gerekirmiş.” “Neden?” diye sorduğumda  “sakın bir daha yapma” diye parmağını şiddetle yüzüme sallayıp gitmişti. Bedenim serpildikçe çevremdeki erkeklere “bok mu var da bakıyorsun?” demek bana az da olsa bir “üstünlük” keyfi vermeye başlamıştı. İtiraf edeyim. İlk öpücüğün hiç de o romanlarda anlatılanlara benzemediğini, daha çok ıslaklığa eşlik eden vicdan azabı hissettirdiğini hatırlarım.

Erkek çocukların doğumları silahlarla kullanırken bir kız çocuğu dünyaya geldiğinde köyde çıt çıkmazdı. Sessizlikle kutlanırdı kız çocuğunun doğumu. Kadın her zaman mimliydi. Çocuğu olmayınca, kocası ölüp o geride kaldığında, herkesim sahip olduğu, hiç hakkının olmadığı, akıldan yoksun kadının vazifesi çok ama hükmü yok. Erkeklerin kadınlarla maceralarını bir avcı edasıyla abartarak en ince detaylarıyla anlatmalarına karşın,  biz kadınlar her şeyi içinde, kendinde yaşamak zorunda bırakılmasına isyanım bugünde eksilmeksizin devam ediyor. Savaş erkeklerin sayısını azalttıkça her yük kadının sırtına kalmış. O nedenle kahvecisinden, kunduracısına kadınlar çalışır Apharı’da.

Apharı da kadın olmak…” üzerine bir yorum

  1. Az yazmışsınız kardeşim. Kız çocuk biraz çocukluğun üstüne çıksa “gelinlik oldun” diyerek evliliğe itilir. Erkek çocuğa “sünnet düğünleri” yapılır. Kızlara ayıp, giz.
    Çok güzel bir yazı olmuş.
    “Bir harf öğrenmeden fedakarlığı öğrenmiş” etkileyici.
    Teşekkürler.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s