Tanrısal Ego

Son, bir nevi veda, konuşmasını yapan, güçten düşen, fakat bunu henüz kabullenemeyen ve artık mazi olan birilerini dinlerken kendi kendime hep “Hayat her şeyin tersini gösterecek kadar uzundur!” derim.

Veda konuşmalarında, gider ayak hala aba altından sopa göstererek “ben bitmedim hala ayaktayım” diyen, diğerlerini aşağılayan, gücün baş döndürücü etkisinden kurtulamayanların sergilediği “abartılı bir gurur, ezici bir kendine güven ve başkalarını küçümseme, acelecilik, dinlemeyi ve tavsiye almayı reddetme, detaylara takılma, eleştiriye kapalı olma, kendi fikirlerini kabul ettirmede baskın, pervasızlık ve empati yoksunluğu, kendini aşırı beğenme, yalnızca kendi fikirlerini değerli kabul etme, başkalarının fikirlerine karşı iletişimi kapatma, yalan söyleme ve kendi yalanına inanma (mitomani), başarıları dolayısıyla gücü kendinden bilmenin” ilginç bir sarmal olduğunu düşünmeden edemem.

Bu sarmalın nereden başladığını hep merak ederim. Sanki buldum gibi.

Bilirsiniz virüsler çok sinsidir. Virüslerinin zamanla hastalık olarak ortaya çıkması için, bazı ortamların oluşması gerekir. Bünyede mevcut bulunan bu virüsler uygun ortamı bulunca bünyeyi ele geçirir. Belli bir zamana kadar ortaya çıkmaması, önceki yıllarda hiçbir belirti göstermemesi, bünyeyi tamamen ele geçirinceye kadar tehlikesinin farkına varılamaması gibi etkenler virüsün avantajıdır.

Acı beden ve Hubris insana yerleşen o virüslerden. Her ikisinin de ortaya çıkmalarının arkasında ya bir travma, psikiyatrik bir rahatsızlık, kronik ağrılar, hastalıklar, bilinmezlik ama illada çocukluk vardır.

Tıp alanında bu konuda okuma yaptıkça bu virütik durumun kimyayla, histolojiyle (doku bilim), nörolojiyle, toksikoloji gibi tıbbi bilimlerle alakalı olduğu kanaati uyandı bende.

Neden mi kimya?

Diyorlar ki; “Beyin değiştirici en etkili kimyasalların başında “GÜÇ” gelir ve de başarı. İnsan beyni bu iki kimyasala karşı koyamaz ve altyapıda çatlaklar varsa durum çok vahim hal alır.”

Her türlü hastalığa vücut bağışıklık sistemi direnebilir; ancak; güce karşı direnebilecek bir bağışıklık sistemi yoktur. Gücün beyin üzerindeki etkileri kokain gibidir. Her ikisi de beynin ödül merkezindeki dopaminin etkisini artırır.

Korteksdeki hormonal değişim düşünceyi etkileyecek, düşünceler de davranışa evrilecektir.

Acı beden acıyla, mağduriyetlerle beslenir. “Acıda” yaşamayı sever. “Bana şunu yaptılar. Ben bunlara layık değilim, hak etmedim, oysaki ben neler neler yaptım” ile kendini mağdur rolüne sokar. Ağlayarak sızlayarak çevresinden ilgi görür. Aslında istediği gerçekleşmiştir. Yaşadığı sözde mağduriyet onu besleyecek olan yemektir.

Hubris virüsü ise güçle beslenir. Güçle uyanır, güç elden gidince kabuğuna çekiliverir. Asla yok olmaz, ebulaya bile rahmet okutur. Zalimlerin güç elden gittikten sonra kuzuya dönmesi aldatıcı ve geçici bir durumdur. Zalim sinsice, taptığı güce yeniden ulaşmak için zalimce oyunlarına devam edecektir. Hubrisler bazen kendi kibirlerini oluşturur (Agamemnon gibi). Bazen de Xerxes gibi, geçmiş nesilin zaferlerinin kibirlerini alır (çalar) (Ikarus efsanesinde olduğu gibi).

Değişik alanda çalışılan bir konu olmakla birlikte, yapılan çevirilerde genelde Hubris sendromundan mustaripler için:

“Gerçeklerden kopukturlar.

Kendilerine güçten ışıklandırılmış bir dünya yaratmışlardır.

Zafer arayışındadırlar. Dünyayı güç kullanımıyla kendini yüceltmek için bir yer olarak görür.

Kendini yüceltmek için hiçbir fırsatı kaçırmaz

İmajı ve görünümüyle ilgili yüksek kaygılıdır.

Toplum karşısında ya da birebir konuşmalarında gayretle gündelik yaptığı işleri mesihvari şekilde gibi yüceltir. Kendini örneğin bazen çalıştığı kurumla birleştirir. Ben varsam kurum var ben yoksam kurum murum yok der.

Konuşurken kendini sürekli “asiller” sınıfına sokar ve “biz” ifadesini kullanır. Burada bizden önce kimse bir şey yapmadı, biz geldik bina diktik gibi.

Aşırı özgüvenli görünür.

Diğerleri, altta çalışanlar, kimse ondan hesap soramaz. Yalnızca daha yüksek merciye (Allah cc.) hesap vereceğine ve bu ilahi hesaptan aklanarak çıkacağına inanır.

Huzursuz, umarsız, aşağılayıcı, pervasız ve bazen kendini bile şaşırtacak dürtüsel eylemlere başvurmaktan çekinmez.

Çıkış noktası “Zafere giden yol mubahtır”. Bundan dolayı istediği sonuç için asgari ahlakı kuralları dahi ayaklar altına almaktan çekinmez.

Açıkça diğerlerini adam yerine koymaz, hor görür” denmektetir.

Ve bu çevirilerde şu notun altı özellikle vurgulanmakta. Çoğu bilimsel-klinik vakada yukarıda sayılan özelliklerin ortalama üçü ya da dördünü taşıyanlar hubris olarak saptanmakta yeterli görülmüş. Ender ve üstün ırk, yukarıda sayılan tüm özellikleri kendinde taşıyan hubris ise soyu tükenmiş bir türmüş.

İş hayatımda yaşadıklarımı gözden geçirdim, soyu tükenmişlikle ilgili emin olamadım, belki bir çeviri hatasıdır diye düşünerek orijinal makaleyi indirip okumaya başladım. Bilimsel bulgulardan ve çevirilerden hep şüphe edelim derim.

Kaynak: http://dergipark.gov.tr/download/article-file/367650

Yazar: berraligezgin

Tutkulu bir öğrenci...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s