Hüresirin prangası

images-3Aslında hür olmayıp hür olduğunu zannedenler kadar bahtsız kimsenin olduğunu düşünmeyen var mıdır? İnsanı özgür kılan diğeri, öteki ya da mekanın kendisi değil sanırım insanın ta kendisidir. Peki insan eli kurallarla sınırlandırılmış hayatın sağladığını iddia ettiği özgürlük nedir. Gözümü açtığımda gördüğüm dünya ütopik ve yanlı, ayrımcı sınırlamalarla çerçevelenmiş tiyatro sahnesinden başka birşey değildir. Pasaport bir hürriyet midir? Hayatta nelere pasaportumuz olduğunu düşündüğümde en büyük hürriyetin düşündüğünü söyleyebilme olduğunu söyleme özgürlüğümün dahi yasalara bağlı olduğu duvarının karşımda dimdik durduğunu ve giderek yükseldiğini görmek hür esaretin prangasını bir kez daha hatırlatıverdi.

Hayatın Kaynağı

Hayatın Kaynağı adlı kitap, Ayn Rand kaleme almış . Sinan Çetin tarafından ülkemize kazandırılmış önemli edebi ve ebedi bu çeviriyi, yapıtı bana kazandıran ise ruhumun ilacı. Hayatın kaynağından önce vardı ve Hayatın Kaynağından sonra var, artık. Romanın baş kahramanını Roark diye düşünüyorsun ama sonra Dominique oluyor, bir an Catherine, Mooley ve sona Peter ya da Wynand. Roark sevdiğim bir karakter. İlginç ve iri bir fizik, hiçbir şeyden etkilenmezlere özgü ifadesiz bir surata eşlik eden müthiş arayıcı gözler. Neden Roark’ı seviyorum. Michelangelo olduğu ya da olmayı istediği için değil. Yani Michelangelo gibi insanların hayranlık duyduğu eserleri üretmesi değil ölçütüm. Diğer mimarları taklit etmektense kendine özgü bir tarzı olmasının daha önemli olduğunu yaşaması ve bunu kabul ettirme dirayeti beni etkileyen. Hem mimarlıktaki iş hayatında hem de günlük gündelik yaşamında.

Sanırım kendimden parçalar bulduğumdan dolayı çok yakın hissediyorum Roark’a. Mimarlık Fakültesinden 3. sınıfta “sen buraya ait değilsin, uyumlu değilsin” diyerek atılıyor. Roark’da biat yok, kabiliyetleri arasında emir almak yok, gücenmek yok, yalvarma diye bir şey yok, asla kendini üzmüyor, geleni olduğu gibi kabul ediyor. Okuldan atılmadan önce uzunca bir süre evinde kiracı olarak kaldığı Peter ise mimarlığı ve sonrasında iş tekliflerinin parlak namzeti ama içinde oldukça güven eksikliği olan, yeteneksizliğini, aslında maskesi parlak görünen ama içerden dayanaksız olan, kabiliyetlerinin olmadığını fark eden ve edecek tek kişinin Roark olduğunu bilen biri.

Peter kendinden daha iyi, bu tek ve ezeli rakibini yok etmek istiyor. Çizimlerini Roark’ın rızasıyla çalıyor. Evet, rızasıyla çalıyor. Roark’da sahiplik duygusu başka bir boyutta, önemli olan eserin yaşaması diyor. Ancak, yok ederken Roark’ın acı çektiğini görmek Peter’i daha da zevklendirecek. Ama Roark en umutsuz anlarda dahi ona bu zevki tattırmıyor. Hayır Peter’i kafasına taktığı için değil, aslında onu önemsemiyor bile. Sessiz kalması ve Peter’in yaptıklarını önemsemez duruşu Peter’i daha da deli ediyor. Roark, zamanını Peter’a çaldırmıyor.

Bir sahne  tasviri var. Roark kendine özgü tarzından dolayı iş hayatında da sürekli dışlanıyor. Peter ise zaten ün yapmış bir mimarlık ofisinde en iyi yaptığı ayak oyunlarıyla oldukça çabuk yükseliyor. Günün birinde New York kentine insanı köle olarak göstermeyen, önceli benzer amaçlı yapılara meydan okuyan tapınağı inşa eden Roark’ın ayağı Tooley denen bir gazeteci  tarafından insafsızca kaydırılıyor. Roark yaptığı binanın sahibi tarafından mahkemeye veriliyor. Mahkemede savunmasını tek kelime konuşmadan sadece çizimlerini masaya koyarak yapıyor. Davaya kaybeden Roark kendisini mali açıdan sarsacak bir tazminatı ödüyor ve Peter’in de dahil olduğu mimarlarca değiştirilen tapınak binasına bir gün ziyarette bulunuyor. Ayak kaydırma oyununun arkasında olan gazeteci, o da o anda orada, karanlıklar arasından çıkıyor ve Roark’a onu en iyi anlayanın kendisi olduğunu söylüyor. “Bana kızdığını biliyorum”, diyor onca entrikanın arkasındaki gazeteci Tooley. Roark ise “size kızmadım” diyor. Tooley “ama onca şeyden sonra bana söyleyecek hiçbir şeyiniz de mi yok!” diyor. Roark ise “evet yok, çünkü sizi düşünmüyorum ki” diyor.

Hayatın kaynağına dair ne oluyorsa zihinde oluyor. Korkuların esiri de efendisi de olmak mümkün.

Çocuklar Gezmeli

Çoçuklar gezerek geldikleri dünyada gezmeye devam etmeli. Neden mi? Yapılan araştırmalara göre ailesiyle gezen çocuklar testlerde daha başarılı oluyorlar. İnanmaz gözleri ve tebessümünüzü görür gibiyim. Şaka değil. Gerçekten daha başarılı dereceler alıyorlar.  Ya mutlu oluyorlar. Nedeni̇ basi̇t.   Daha ni̇teli̇kli̇ zaman, yeni̇ şeyler deneyi̇mleme, öğrenme, yakinlaşma, kucaklaşma ve temas… Sadece akademik başarıya etki ettiğini düşünmek anlamsız olur.   Çocukların gezmesi hayal dünyalarını genişlettiği kadar, tanımayı, doğayı sevmeyi, hareket etmeyi, kendine güvende dengeyi bulmayı vb. daha nice önemli süreci olumlu tetikliyor.  Bu nedenle çocuklara özel konaklama türleri, tatil paketleri tasarlanıyor. tavsiyem, 40 ın çıkmasını beklemeye çok da gerek yok.

Koyulun yola.   Yeni̇ doğan çocuklariyla tüm kıtaları dolaşmayi akillarina koyanlarin kervanina… Seyahat peşinde olduğumuz dönüşümün temel içeriği…

Mısırda Kedi ve Firavun

Çok eski zamanlarda, Mısır denen ülkede bir firavun yaşarmış. Bu Firavun halkı tarafından çok sevilirmiş. O kadar iyi kalpli bir kişiymiş ki herkes ona sadece kişiliğinden dolayı saygı ve sevgi duyarmış. Ta ki Firavunun baş danışmanı değişene kadar sürmüş huzurlu yönetimi. Sonra bir gün Firavun öylesine emirler vermeğe başlamış ki çevresindekiler inanılmaz şaşkın. Bu değişikliğin nedeni bir türlü anlaşılamamış. Ancak firavunun kalbindeki beyaz ışık giderek solmaya başlamış. Yerini karanlığa terk etmiş. Yanında baş danışmanı olmaksızın dolaşamaz olmuş. Halk oldukça üzgün, ger yeni gelen emirle sarsılıyormuş. Firavunun kalbi taşlaşmış. Taşlaşma ellerinden devam etmiş. Artık bir kayaya dönüyormuş. Her yeni verdiği ve insanların kötülüğüne neden olan kararla biraz daha taşa dönüyormuş.

 

Tafi, yer altında kutsal mağarada yaşayan kedi, gördüğü rüyayla uyanmış.  Yüzyıllardır boynundaki tasmada takılı olan fanusun içindeki maden parlamaya başlamış. Çevreyi aydınlatmış.  Ne yapması gerektiğini biliyormuş. Kutsal mağaradan yeryüzüne açılan gizli tünellerden birine yaklaşmış. Patisini duvardaki oyuğa yerleştirmiş. Duvar yana kayarak açılmış. Tafi sükunetle içeri adım atmış. Adım attığı andan itibaren tüneldeki meşaleler yanmaya başlamış. İçerisi en az gündüz kadar aydınlanmış.

 

Baş danışman huzursuz, bir şeyler olduğunu anlamış. Yer hafiften sarsılmış. Toprak kızıllaşmış. Başdanışmanın asasındaki  küre ışımış. Kötülerin efendisi kontrolü altındaki başdanışmana, iyiliğin yeryüzüne çıkmaya ve firavuna ulaşmaya çalıştığını anlatmış. Başdanışman efendisinin emri üzerine, şehrin çevresine  savunma hatları kurmuş. Yedi hat, yedisi de birbirinden çetin hat. Tafi bir ormanda yeryüzüne çıkmış. Kısa bir koşudan sonra şehrin kenar mahallelerine gelmiş. Bir meydan dan geçmesi gerekiyormuş. 12 sokağa açılan bu meydan boş görünüyormuş. Tafi sırtını duvara verip çevresini koklamış. Hiçbir  yabancı oku olmadığından meydana çıkmış. İyiliğin ışığını gizlemiş.

 

Meydana adım attığı anda 12 sokağın başında  gizlenmiş büyük, devasa köpekler hızla Tafinin çevresini sarmış. Tafi hiçbir yana hareket edemez durumdaymış. İyiliğin ışığını kapayan kumaşı kaldırmış. Köpeklerin gözleri kamaşmış. Tafi fırsattan yararlanmış. Her bir köpeğin alnına patisiyle ışık yaymış. Köpeklerin kalbine beyaz ışık inmiş. Renkleri kar kadar beyazlamış. Baş danışmanın emrinde olan köpekler Tafiye bağlılık yemini etmiş.

 

Hep birlikte Firavunu kurtarmak, ona iyilik ışığını akıtmak için yola çıkmışlar. Diğer hatta bekleyen tek gözlerden habersiz ormana dalmışlar. Ormanda onları bekleyen korkunç canavarların farkına varamamışlar. Tek gözler insanla beslenen, canları içerde tutsak eden, onların enerjilerini emen kötü yaratıklarmış. Her biri ağaç şekline bürünmüşler. Ormanda bir ağacı tek gözden ayırmak mümkün değilmiş. Ay bulutların arasına girince Tafi ve arkadaşları karanlıktan yararlanmak için koşmaya başlamışlar. Ama 12 köpeğin 12side birden canları yandığından havlamaya başlamış. Ortalık ana baba gününe dönmüş. Tek gözler ağaçtan kollarıyla yanlarından geçen bütün köpekleri yakalamışlar. Onları sımsıkı sarıp kendilerine doğru çekmişler. İçerine hapsetmişler.

 

Tafi çaresiz bir şekilde bu yeni düşmanlarla nasıl baş edeceğini düşüne dursun, yerden toprağın kabararak kendine doğru gelen bir şeyin olduğunu fark etmiş. yandaki kayanın üzerine zıplayıvermiş. Yerden burnu boncuk, bıyıkları uzun bir yaratık çıkmış. Beni takip et demiş. Toprağın altını hissedemez tek gözler. Tafi önce tedirgin olmuş. Ama bu köstebeğin de boynunda kendisininkine benzer tılsımlı tasma olduğunu görünce rahatlamış. Köstebeğin açtığı tünele girmiş.

 

Köpekleri nasıl kurtarabilirim diye sorduğunda köstebek, yandan akan nehrin sesini duyuyor musun diye sormuş. Tafi evet demiş. O zaman tılsımından kullan. Tafi tılsımı suya damlatınca su Tafinin emrine girmiş. Bir mızrağa, bir kılıca, bir yay ve oka dönüvermiş. Tafi suyun kulağına fısıldamış. Kılıç, mızrak ve yay tek gözlerin üzerine çullanmış. Canlıları kollarıyla tutabilen ve hapseden tek gözler suyu tutamıyorlarmış. Tüm kollarını kullanmaya karar verince de, hapis ettikleri o an içlerinde bulunan tüm insanalr, hayvanlar kurtuluvermiş.

 

Tafi köpeklere sevinirken kurtulan insanlarda karşısına gelip diz çökmüş. Bunlar Firavunun kayıp Muhafızlarıymış. Kötülerin efendisi ormanda tek gözlerle bunlara tuzak kurup, enerjilerini emiyormuş. Muhafızlar savaş konusunda uzmanmış. Kimi toprağa, kimi havaya kimi suya kimi de ateşe hükmede biliyormuş. Dört muhafız binlerce asker gücündeymiş.

 

Tafi, 12 köpek, köstebeğin açtığı tünelden Muhafızlarda ateş, toprak, su ve havaya binerek şehre doğru kanat açmışlar.  Kötülerin efendisi Başdanışmana yeni bir emir verip, şehirdeki tüm çocukları toplamasını istemiş. Firavunun emrine kimse karşı gelmemiş. Çocukların başlarına sihirli miğfer geçirmişler. Çocuklar birden kötü oluvermişler.

 

Artık Tafi, Köpekler ve muhafızlar şehrin surlarına yaklaşmış. Surların çevresinde bekleyen çocukları görünce meraklanmış. Çocuklar çok masum göründüğünden Tafi onlara yaklaşmış. Tafi tam bir şey soracakken, çocuklar elektrikten örülme bir ağı tafiye atmış. Tafi kıl payı kurtulmuş, ama elektrik ağı boynundaki tılsımı koparmış. Tılsım Tafiden ayrılınca hemen kendini gizlemeye çalışmış. Ama çocuklardan biri onu fark etmiş. Tafinin gözünden bir damla üzüntü gözyaşı olmuş. İşte bu sırada çocuk bu damlayı görmüş. Başındaki miğfer kendiliğinden yok olmuş. Acı çeken tafinin gözyaşı büyümüş. Kocaman bir bulut olmuş. Yağmur gibi tüm çocukalrın üstüne yağmış. Miğferlerden kurtulan çocuklar Tafinin yanında yer almış. Tafinin büyük bir ordusu varmış artık. Başdanışman hiç yanından ayrılmadığı firavunun odasından çıkmış. Yanından ayrıldığında firavunu saran kötülük zarı inceliyormuş. Firavun ayağa kalkmış. Aynadaki yansımasına bakmış. Taşlaşan ellerinden korkmuş. İçinde sönmeye yüz tutan iyilik ışığından biraz parlama olmuş. Tafi parlamanın hangi odadan geldiğini görmüş. Muhafızlar başdanışmanın küresiyle kıyasıya mücadeleye girmişler. Tafi ışığın geldiği yere ustalıkla tırmanmış. Firavunun yastığının altına çocuklardan geri aldığı tılsımı bırakmış. Firavun yorulduğundan yatağa geri yatmış. Tam da ensesi tılsıma değmiş. Tılsımdaki beyaz ışık firavunun bedenine girivermiş. Böylelikle içindeki kötü ışık sönüvermiş.

 

Tafi, yenilen Başdanışmanın ellerini ışın kelepçesiyle bağlamış. Yeryüzünden göğe uzanan ışığa onu teslim ederek sonsuzluğa uğurlamış. Mısırda, çölleşen bu ülkede çöller çayırlara dönmüş. Kurumuş vadilerden vahalar, ırmaklar coşmuş. Bu başarılarından dolayı, kedi ve köpekler insanlara muhafız kılınmış. İçlerine sonsuz sevgi katılmış.

Matematik Köyü: Geldik mi?

Gezmek hele bir de inanarak gezmek…Saatlerce önünde durmak, seyretmek, içine çekmek, dokunmak, tadına varmak…Şu andan geleceğe anı bırakmak… Yok böyle bir varoluş, ölümsüzlük enstrümanı…

Gezerken kalbime üfler ruhumun ilacı.

Öğleden sonra, ılık bir sonbahar rüzgarı… Dolanan yollarda birbirini bırakmayan iki el… kenetlenmiş, bir olmuş.  Yanda yar… Gerçekten çok dik bir yar. Diğer yanda ise sevgili… Yardan daha şefkatli…

Piknik sepetindeki varlık, gelecek endişesi sıfır…

Mükemmel bir iklim.  Sarı, turuncu ve kırmızının her tonu… mükemmelliğin tablosunun fırçaları gibi yükseliyor ağaçlar…Felsefe taşını bulacağız.. Niyet bu.  Bulabilmek için önce formül, denklem ve gizemi̇ çözmemiz gereki̇yor.

Ve serüven hem bisiklet hem de yürümek gerektiriyor. Yürüyenin görevi geriden gelerek bisikletin hızından kaçan tüm yaşamı izlemek. Bisikletin görevi köşe dönenmeçlere önceden erişmek…

Yolda en az diğerleri kadar kaybolmaya hazır bizlere inat, sürekli adres soran, yaklaşamamak korkusu taşıyan insanlar.   Matematik köyüne geldik mi? Gelmiş olsanız pardon bu soruyu zaten sormazsınız ki? Gelmek için niye acele ediyorsunuz? Geldiğinizde aslında hiç gelemediğinizi nasıl da fark etmiyorsunuz? Gelmeye bu kadar acele ettiğinizden yoldaki varoluşu nasıl da kaçırıyorsunuz…

Zevk almak için tüm ihtiyacınız bir duvarın üstünden yere sallanan bacaklar…Gerisi zaten önünüzde uzar…İşte tam bu sırada bir ağaçkakan size yıllardır hazırlandığı gösterisini sunar…

Tüm ihtiyacınınız bir duvar…Üstünden atladığınızda size bambaşka bir hayat sunar..

Bazen piyano çalarsınız, bilmemeye inat notalardan ahenk akar… bazen şiir okursunuz, kaybolursunuz içinde.

Bazen kuşlarla paylaşırsınız kendini saklamaya çalışan ayçiçeğinin çekirdeklerini…Bir an kitaplığın içinden eski bir kitabın kokusunu çekersiniz içinize.. sonra pöti kare masalar, dev bir soba eşliğinde içilen kırmızı renkler..

Sonra bir köpeği durdurabilmenin cesaretini tadarsınız…o sıralarda oturur en ünlülerin izlerini bulursunuz…

Nesin in ruhu, bu dünyadaki son haliyle karşılaşırsınız… İyi ki geldiniz der..sevgilinize döner ve tekrarlarsınız.. İyiki geldin.